Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Teknoloji & Elektronik

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #41  
Alt 12-12-2024, 00:34
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
KENDİNDE ŞEYLERE BAĞLI, KENDİNDE ŞEYLERDEN, kendinde şeylerin çeşitli nitelik, özleliklerine dayalı, kendinde şeylerin ilişki, etkileşimlerine göre, dayalı yorumlanır, değerlendirilir, kıyas edilir, ölçülür vb. SOYUTLANIR ve bu metafizik değil NESNELDİR,


Nesnel bir temele dayalı" dediğin şeyin kanıtı ne? Gerçekten neyi nesnel olarak kabul ediyorsun? Aşk gibi bir duyguya dokunamıyor ama deneyimliyoruz. O zaman nesnel gerçekliğimizin yalnızca hislerden, deneyimlerden ibaret olduğunu kabul etmek zorundayız. Maddi dünyaya dair "dokunulabilir" bir gerçeklikde yok, algı ve deneyimler anlam taşıyor, ama bu anlamın kökeni kesinlikle fiziksel değil. Zemin aslında metafiziksel bir boyutta.

Güç kuvvet gibi kavramlarla kendini kandırmanın ne anlamı var? Bunlar aslında birer soyutlamadır. Gerçeklik, ne kadar fiziksel gibi gözükse de, bu soyutlamaların ötesinde bir şeyler olduğunu fark etmelisin. Çünkü kendini bu kavramlarla kandırabilirsin ama bu, hakikati değiştirmez.

Maddenin durağan bir gerçekliği yoktur. Özü metafiziksel bir boyuttadır. Çünkü dokunamadığın ve doğrudan gözlemleyemediğin şeylere, somut gerçekliğine dayalı yorumlar yapıyorsan, o zaman yorumlarin metafiziksel bir temele dayanıyor demektir.

Sen bu kadar derin bir düşünceye dalmadıkça, sadece nesnel gerçeklik diye adlandırdığın kavramla kendini kandırmış olursun.

Oysa nesnel dokunuş dediğimiz şey aslında sadece algılarımızın ürünü. Dokunma, görme ya da herhangi bir duyusal deneyim, doğrudan fiziksel gerçekliğe erişim sağlamaz; bunlar bilincin yorumladığı ve soyutladığı sinyallerdir. Örneğin, bir nesneye dokunduğumuzu sandigimizda aslında atomların yüzeyindeki kuvvetle etkileşime giriyoruz. Bu, nesneye dokundum hissinin bir yorum olduğunu gösterir.

Kendinde şeylere dayalı soyutlama dediğin süreç, aslında bilincin yaptığı metafiziksel bir işlemdir. Çünkü ne maddeye doğrudan erişimimiz var ne de fiziksel dünyayı algılarımız olmadan anlayabiliriz. Eğer algı ve soyutlama süreçlerinin arkasında metafiziksel bir düzen olmasaydı, bırak dünyanın döndüğünü anlamayı, çevremizi bile anlamlandırmamız mümkün olmazdı.

Dolayısıyla, soyutlamalarımızın dayandığı temel fiziksel değil, metafizikseldir. Fiziksel sabitlerin bile anlam kazanması, onların matematiksel modellerle yorumlanmasıyla mümkündür, ki bu süreç de bilincsel bir düzeyde çalışır. Senin nesnel dediğin şeyler, aslında bilincin oluşturduğu yorumlardan ibaret. Eğer bu metafiziksel temel olmasaydı, ne dokunduğumuzu anlayabilir ne de soyutladığımızı kavrayabilirdik. Eğer bu süreçler tamamen fiziksel olsaydı, onları anlamlandıran bilince gerek kalmazdı. Kendinde şey dediğin bile metafizik, hareket halindeler dursalar yok olacaklar.

Sen maddeyi kendinde bir şey olarak değerlendiriyorsun, tabiki ama bu aslında bir sanı ve hakikati yansıtmıyor. Misal algımıza göre dünya sabit görünüyor; güneşin ve ayın hareket ettiğini düşünüyoruz. Ama sen bu algıya dayanarak 'dünya dönmüyor' gibi bir düşünceye saplanıyorsun.

Oysa gerçekte, varlık hareketle anlam bulur; durağanlıgi varlığın sonu demektir. Ancak sen bunu göz ardı ederek, varlığı sanki kendi başına bir şeymiş gibi yorumluyor ve 'Yo, dünya dönmüyor ki' demiş gibi bana karşı çıkmış gibi oluyorsun. Yahu maddenin temel özelliği, hareket halinde olmasıdır ve bu olmadan varlığı mümkün değildir.
Alıntı ile Cevapla
  #42  
Alt 12-12-2024, 00:46
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Yıldıztozu´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
İnsanın bir veriyi başka bir veriyle çarpıp bölüp elde ettiği sabitler. Bunlar da diğer ayar argümanları gibi.

Dünya güneşe biraz daha yakın olsaydı yanardık, var olamazdık argümanı gibi.
Daha yakın olsaydı canlılar da o sıcaklığa uygun evrilebilirdi ya da başka gezegenlerde evrilebilirdi.

Ellerim olmasaydı şu an sana yazamazdım, ne güzel ayarlanmış.
Oysaki ellerim olmasa başka bir iletişim metodu evrilip gelişebilirdi, farklı canlılarda olduğu gibi.

Fiziksel sabitler farklı olsaydı evren şu anki haliyle var olamazdı, başka bir haliyle var olabilirdi.
Farklı evren denemeleri bu sabitleri sağlayamadığı için uygun biçimde var olamamıştır, bizimki olmuştur.
Farklı gezegen denemelerinin canlıları eviremeyip bizimkinin evirebilmesi gibi.

Noob1 ve diğer tanrıcıların dönüp dolaşıp geldiği yer ayarlar/tasarımlar oluyor hep. Mantık hepsinde benzer.
Fizik sabitlerin farklı olabilmesi ince ayar argümanını çürütmez ki. Çünkü ince ayar argümanının temelinde şu var: Hangi evren olursa olsun, var olabilmesi için yapı taşlarının birbirine uyumlu olması gerekir. Mesele bu.

Diyelim ki gerçekten başka bir evren oluştu. Orada da yaşam mümkün olsaydı, o evrende de sabitlerin bir şekilde uyum içinde çalışması gerekirdi. Tıpkı bir yapboz gibi:

Eğer yapboz parçaları birbirine uymazsa, resim oluşmaz.
Hangi yapbozu seçersen seç, parçaların bir düzen içinde yerleşmesi gerekir.
Başka bir evrende farklı sabitlerle bir düzen oluşabilirdi belki, ama o düzen de uyum gerektirirdi. İşte bu uyum, tanrı inancının temel çıkış noktasıdır: Her şeyin bir araya gelmesini ve çalışmasını sağlayan.

Bu yüzden, "farklı bir evren de olabilirdi" demek, tanrıyı çürütmez. Çünkü o farklı evrende bile yapı taşlarının uyum içinde olması gerekirdi.
Alıntı ile Cevapla
  #43  
Alt 12-12-2024, 10:57
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Nesnel bir temele dayalı" dediğin şeyin kanıtı ne? Gerçekten neyi nesnel olarak kabul ediyorsun? Aşk gibi bir duyguya dokunamıyor ama deneyimliyoruz. O zaman nesnel gerçekliğimizin yalnızca hislerden, deneyimlerden ibaret olduğunu kabul etmek zorundayız. Maddi dünyaya dair "dokunulabilir" bir gerçeklikde yok, algı ve deneyimler anlam taşıyor, ama bu anlamın kökeni kesinlikle fiziksel değil. Zemin aslında metafiziksel bir boyutta.
Gözleme taban veren her şey, olay, olgu -> nesneldir bu kadar basit.
Metaifizksel bir boyut vb. dübürden üfürüyorsun, ileri düzey akıl, mantık, zeka sorunu bu.. Bunca izahtan sonra ne denebilir ki... Lak, lak, laka devam ediyorsun. Örneğin;
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Güç kuvvet gibi kavramlarla kendini kandırmanın ne anlamı var? Bunlar aslında birer soyutlamadır. Gerçeklik, ne kadar fiziksel gibi gözükse de, bu soyutlamaların ötesinde bir şeyler olduğunu fark etmelisin. Çünkü kendini bu kavramlarla kandırabilirsin ama bu, hakikati değiştirmez.
Gerçeklik fiziksel gibi gözükmez, fiziktir, somuttur, kriterlerinin en başında ise irademizden bağımsızlığıdır, yani gibisi yok. ÖTESİNDE değil, dolaysız TEMELİNDE ŞEY, madde ve maddi ilişki, etkileşimler, yine madde ve maddi lişki, etkileşimlerle oluşan formumuz, yetilerimiz var, ama bu saptırmak namına kullandığın biçimde ötesinde değil, temelinde(bir çarpıklığı da düzeltelim)! Bir öküz bile etki-tepkiyi değerlendirebilir, kuvvet, güç diye isimlendirmemiz, çeşitli ilişki, etkileşimlere nazaran, değerlendirmedir -SOYUTLAMA BUNA DENİR, YANİ NESNEL BİR DAYANAĞI, gözleme açık(iradeden bağımsız ortada), e dair, e göresi, SOMUT TABANI OLMAK ZORUNDA!. Etki, tepki, madde, form-yapılar, ilişkileri, etkileşimleri var değil de, uyduruyor değiliz. Etkileşiyor, tepkileşiyor, algılıyor, gözlemler, kriterlerimiz sayesinde tanımlıyor, isimlendiriyoruz. Biz isimlendirdiğimiz için var veya etki oluşturuyor değiller, irademizden bağımsız ortada oldukları için, etkileşebildiğimiz oranda tanımlıyor, isimlendiriyoruz. Su ve toprak karışımı, biz çamur dediğimiz için çamur olmuyor, form yapıların ilişki, etkileşimi mevcut form değişimi, form-yapıca farklılaştığı ve bunu da gözlemleyebildiğimiz için bir isim veriyoruz(çamur, masal değil, fiziktir, somuttur). Bu halde su ile toprak karıştığı halde iken çamur hali, bu hal üzre gerçek oluyor... Sen ise dübürden sallamayı seven bir bok olduğun için, su ile toprak karışınca tavşan oluyor, metafizikselll diye saçmalıyor, dayatıyor, MASAL UYDURUYORSUN. biz de sana diyoruz ki bu LAKIRTILARIN gerçek değil, üfürük, masal. Soyut gerçek yoktur, gerçek somuttur, bu bağlamda biz somuta dayanarak karar kılıyoruz-yani öyle kara cehaletinle üfürmen gerçeklik vasfı taşımıyor, nesnel, gözleme açık ve iradelerden, keyfinden, cehaletin, masallarından bağımsız olmalı... Soyutlamak -> SOMUTA DAYALI olduğu için, soyutlamak diyoruz, yani somuttan, ifade edebilirliğe. Masanın üzerinde duran elma gözlemimiz olsun, bu halde elma somut iken, onu işaret edebilmek namına "elma" kelimesini kullanıyoruz, elma ismini vermemiz elmanın kendisi olmadığı, işaret eden kelime olduğu için soyut diyoruz. İşaret ettiği, temellendiği, referansı, dayanağı somuttur -burada somut olan elma dediğimiz form-yapının kendisi... Demek ki burada, o anda(masanın üzerinde iken) gerçek olan elma kelimesi değil, elmanın kendisi -yani- somut olandır,,,, mallığın, sahtekarlığın, çarpıtmanın lüzumu, yeri yok.. Ben sana kafanın üzerinde çivi var dersem, gerçek olup, olmadığı, o kalın somut kafana bakılarak tespit edilebilir, çivi gözlemliyorsak gerçektir. tabi ayrıca, kafanın içi örümcek bağlamış diyorum, ki bu da mecazdir, tabi anlamak ve benzetebilmek ve sonuçları bakımından -beyni örümcek ağıyla kuşatılmış- bir kanıya varmak için, somut, örümcek ağını gözlemlemiş, algılamış, kavramış olman gerekir, öyle metafiziksell diye kusmakla olmuyor, kısaca beyin işlevleri, yetilerin kör, arızalı, kişiliksiz.. madem oluyor o halde açıkla, Hugghuhhafudda nedir? kaç ke zdaha bu soruları sormalıyım?

Bok'a mok, vok, vak, vuk... da diyebilirdik, bokun varlığı ve çevre etkileri için, hiç bir kelime de kullanmayabilirdik, biz bok dediğimiz için bok oluşuyor ve kokuyor değil. Örneğin kargaların yaptığı gibi, bok demez ama yiyebilirdin, gerçi bu tür sahtekarlıkların, saçmalıkların, tabu, saplantın uğruna olabileceğin en dip karaktersizliklerinle, bilerek çarpıtmalarınla (domuz hayvan değil harraaam kafasıyla) süreğen bok yiyorsun...

Tamam senin kriterinle bakalım, bir boksun Dine mine ne. Bu gerçek(hitap anlamında değil), madem sana göre gerçeğin fizik, maddi ilişki, etkileşimlerle, gözlem ve gözleme taban verenle, iradeden bağımsız ortadalığın, kısaca temelin bir ilişkisi, bağı yok ve madem senin keyfine kalmış, senin bok olman da ve bu senin gerçeğin olması da benim keyfime kalmıştır... Ne güzel değil mi, artık dilediğin gibi saçmalayabilir, sahtekarlık yapabilir, çarpıtabilir, yalan, dolan, talan böyle üfürebilir ve dilediğin üfürüğü gerrizekalı taktiklerle gerçek addedebilir, üfürmeye devam edersin.

Madde, maddi form-yapılar, ilişki, etkileşim, varlığın iradenden bağımsız ortadalığı, ötesinde değil temelinde, metafizik değil fizik!

Sakın itiraz etme, zira senin gerizekalı kafanla, seni boktan ayırt edemeyiz, varlık-yokluk bütünü, madde, ortadalığı ve böylece zaman, başlangıç gibi soyutlamalrımıza da temel olması, maddi form-yapı, etkileşim, ilişki vb. gibi temel kriterler senin lügatında yok... Bok. Daha öncede dile getirmiştim, sonuçları bakımından değerlendirip, tanrı diye üfürme gereği duyduğun -> maddi ilişki, etkileşimler, hareket(enerji, zaman, frekans, kuvvet vb. vb. gibi soyutlamalarımızın temel kaynağıdır)...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (12-12-2024 Saat 12:16 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #44  
Alt 12-12-2024, 19:04
Yıldıztozu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yıldıztozu Yıldıztozu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Sep 2014
Mesajlar: 4.350
Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu yüzden, "farklı bir evren de olabilirdi" demek, tanrıyı çürütmez.
Tanrıyı çürütmüyor, tanrı argümanını çürütüyor.
Herhangi bir ayar/tasarım argümanı tanrı argümanı olarak kullanılamaz. Çünkü var olan koşullara uyum sağlama gibi bir senaryo varken tasarım argümanı anlamsızlaşır. Bu canlılar için de geçerli, evren için de.

Şu tarz ifadelerin hepsi ayar/tasarım argümanına girer.
-tesadüfen oluşmuş olamayız
-planck sabiti azcık farklı olsaydı var olamazdık
-kütleçekimi olmasaydı napardık
-ellerimiz gözlerimiz kendi kendine oluşmuş olamaz
-canlılar bir mühendislik ürünüdür
-evrendeki düzen hassas ayarlanmış olmalı vs vs.
Alıntı ile Cevapla
  #45  
Alt 13-12-2024, 01:42
Khaos Khaos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
Standart

Arkadaşlar

Bu eşşeğe laf anlatmak için verdiğiniz emeğe yazık.

Amacı, düşünce paylaşmak değil.
Sadece muhatap alınmak istiyor.
Muhatap alınmak için girmediği kılık kalmadı.
Anarşist bile oldu.
Dine mine gerek yok da dedi.

Tam bir münafık

Günün sonunda "metafizik" diye, içeriği belirsiz bi kelimeye götünü yasladı.

Bunun benzeri ne yavşaklar geldi geçti bu forumdan.
En kaşarları, kalın suratlısı bu.

Bu ve benzeri şerefsizlere yıllarca aynı soruyu tekrar ve tekrar boşuna sormadım.

Felsefe ya da adına ne derseniz deyin,
her türlü düşünsel faaliyetin temelinde şu meselenin aydınlatılması yatar.

"Soyutlama nedir, nasıl ve neden yapılır."

Bu soru zekayı değil, dürüstlüğü ölçer.
Turnusol kağıdı gibi.
Alıntı ile Cevapla
  #46  
Alt 13-12-2024, 20:24
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Gözleme taban veren her şey, olay, olgu -> nesneldir bu kadar basit.
Metaifizksel bir boyut vb. dübürden üfürüyorsun, ileri düzey akıl, mantık, zeka sorunu bu.. Bunca izahtan sonra ne denebilir ki... Lak, lak, laka devam ediyorsun.
İnsan değilsin: Kaç kez oldu yahu! Madde temel bir gerçeklik olamaz çünkü temel olan bir şeyin varlığı durağan, yani hareket etmeyen bir durumda olabilmelidir ki olamıyor.


Elmada, sadece tadı, şekli ve rengi olan fiziksel bir nesne değil. Aynı zamanda bizim bilincimizle anlamlandırdığımız bir şeydir. Bilincimiz olmadan, elma sadece anlamsız bir yığın olurdu. Bilinç, elmanın tadını, rengini ve varlığını anlamlandıran şeydir. Yani, bilinç olmadan elmanın varlığı tam olarak kavranamaz.


Beyin, bilinci yani düşüncelerimizi ve duygularımızı ortaya çıkaran bir araçtır. Ancak, asıl anlamı kavrayan, deneyimleyen ve yorumlayan şey metafizik bilincin kendisidir. Tıpkı bir televizyonun sinyalleri alıp görüntüye dönüştürmesi gibi, beyin de fiziksel süreçleri işler. Ama bu işlemleri anlayan ve anlam kazandıran bilinçtir.

Hareketi başlatan ve harekete geçen şeyin özü metafiziktir yahu. Maddi varlıklar, metafizik tarafından anlamlandırıldığı için gerçeklik kazanır. Bu yüzden, gerçekten temel olan şey madde değil, hareketi ve anlamı yaratan metafiziksel temeldir.

Temel olan bir şeyin, yani her zaman var olan ve değişmeyen bir şey, hareket etmeden var olabilmesi gerekir. Çünkü hareket veya değişim, bir durumdan başka bir duruma geçişi ifade eder. Bu, temel bir gerçeklik için çelişki yaratır. Eğer bir şey temel ise, değişimden bağımsız olmalıdır. Aksi takdirde, varlığını sürdüremez ve geçici olur.

Öyleyse, temel bir gerçeklik olamaz. Çünkü onun varlığı ve kararlılığı hareketle ilişkilidir. Maddi varlıkların anlamlı olması için bir üst düzlem veya temel bir sebep olmalıdır. Bu da metafiziksel bir temeldir.

Düşünelim ki, A ve B adında iki temel yapı taşı var. Bunlar hareket halinde olabildikleri için etkileşime girip bilinci oluşturuyor. Ama bilinç sadece bu etkileşimin bir sonucu değil. Aynı zamanda A ve B yapı taşlarına geri dönüp onlari etkileşime sokabiliyor. Bu, döngüsel bir ilişki gösterir: Enerji maddi yapıları oluşturur, bu yapılar bilinci doğurur, bilinç de bu yapıları anlamlandırır ve şekillendirir. Bu ilişki, evrendeki temel süreçlerin dinamik ve çift yönlü olduğunu gösterir.

Yani, fiziksel gerçeklik ve metafizik anlam, birbirini tamamlayan iki yüz haline gelir. Elmanın somut bir gerçeklik olduğu ve maddi formların hareket halindeki doğasını zaten kabul ediyorum. Ancak burada önemli olan, hareketin ve bu somutlukların neye dayandığıdır. Çünkü hareket hali anlamlı hale gelmesi, yalnızca etki-tepki mekanizmalarıyla değil, metafizik bir temel aracılığıyla mümkündür.

Eğer hareketi ve maddeyi konuşuyorsak, onların somutluğunu hareket halinde olduklari icin zaten kabul etmiş oluyoruz. Ben maddeyi dışlamıyorum; hareket halindeki somutluğunu zaten kabul ediyorum. Ancak maddeyi yalnızca fiziksel düzeyde ele alıp metafiziği dışlamak, meseleye dar bir çerçeveden bakmak olur. Dialektik, hareket ve değişimi temel alırken, bu hareketin neye dayandığını, nasıl anlam kazandığını açıklamakta eksik kalıyor. Oysa bu, ancak metafizik bir temel üzerinden anlaşılabilir.

Maddeden bahsedebilmek için bile bir bilince ihtiyaç var; çünkü anlam ve deneyim, bilincin ürünü. Maddenin hareketi var, ama bu hareketi anlamlandıran ve ona somutluk kazandıran şey bilinctir. Bu yüzden benim argümanım, maddeyi dışlamak değil, onun metafizik bir temel olmadan anlamlı olamayacağını ifade etmektir.
Alıntı ile Cevapla
  #47  
Alt 13-12-2024, 20:40
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Yıldıztozu´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Tanrıyı çürütmüyor, tanrı argümanını çürütüyor.
Herhangi bir ayar/tasarım argümanı tanrı argümanı olarak kullanılamaz. Çünkü var olan koşullara uyum sağlama gibi bir senaryo varken tasarım argümanı anlamsızlaşır.
Hayat yolunu buluyorsa argüman gereksiz görünebilir ama argüman anlamlıdır çünkü her şey zıddıyla kaimdir, yani anlamını zıddıyla kazanır.
Alıntı ile Cevapla
  #48  
Alt 13-12-2024, 21:15
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
İnsan değilsin: Kaç kez oldu yahu! Madde temel bir gerçeklik olamaz çünkü temel olan bir şeyin varlığı durağan, yani hareket etmeyen bir durumda olabilmelidir ki olamıyor.
Nerenden uydurdun bunu... Bir yerinden akıl, mantık dışı, üfürük kriterler oluşturmaya mı başladın? Bir de kelime oyunları mı?

Madde hareketli ise demek ki maddenin hareketli olması da, hareketi de GERÇEKTİR, varlık-yokluk bir bütündür dolayısıyla hareket de doğaldır. Kısaca form-yapılar, temel parçacıkalr vb. vb. bir okyanus, kaçınılmaz ilişki, etkileşimler, öyle, böyle değil, her salise, 1 milimetre karede bile, binlerce etkileşim, titreşim... Aksine mutlak hareketsiz olunması mümkün değil, daha doğrusu olması-olmaması gibi mesele uydurmayı ancak gerizekalılar yapar

Yazımı oku, anlayacak kapasiteye gelmeyi başar, çarpıtma, sahtekarlığı, yalan, dolanı bırak, akıli mantık, zeka, bilinç dışı lak,lakların için beni uğraştırma, Pinokyo üfürükçüsü...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #49  
Alt 13-12-2024, 22:48
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

Bütün çarpıtmalardan sonra sırayla toparlayalım, olabildiğince kaba ifade edeceğim, çünkü dünyanın en zor işlerindne birisi cahille sohbet değil, sahtekar cahillerlerin pisliğiyle uğraşmaktır, temizlemesi çok zordur;
  1. Varlık-yokluk kendi başına oluşamaz, illa başlatan bir varlık(?!) olmalı.
  2. Varlık tesadüf olamaz, Evrende düzen var vb.
Şimdilik 2 adet zırvayı ele alalım;
1.) Varlık oluşmaz, form-yapılar oluşur, varlık-yokluk ortadadır. Varlık-yokluk başlamaz, zaman kavramı da, varlığın devinimlerinden soyutlanır, form-yapılar da devinimlerle oluşur -yani başlangıç ifadesi varlığın ötesi, dışında, varlık ve devinimlerinden bağımsız kullanılamaz. Kısaca varlık-yokluk, maddi ilişki, etkileşimler, bileşimlerle vb. anlam bulan form yapılar gibi, oluşan, başlayan bir şey(form-yapı) değildir. Tam da bu sebeple akıl, mantık dışı bir yaklaşımla TANRI UYDURANLAR, varlık biçimi olarak tanrıya muhtaç olurlar -yani varlık-yokluğu farazide dahi yoksamak mümkün değildir. Böylece yokluğundan söz edilemez varlık-yokluğu, mantıksızca farazi olarak yoklayıp, sonra yok sayılamaz bir üfürk olan tanrı varlığına tersin geri yarattırırlar. Bu bir insanın kulağını tersinden tutması değil, resmen kulağını, bacak arasından çekip, eline kavuşturma çabası kadar saçma bir çabadır.

2.) Varlık tesadüf olamaz denmektedir, doğru, varlık-yokluk tesadüf değildir, ortadadır! Bizim tesadüf dediğimiz varlığın devinimlerinde oluşan form yapılara ve oluşturduğumuz kriterlere(neden orada değil de burada, neden bu değil de o vb.) nazarandır.

Örneğin süreğen denir ki, 1 maymun 1 klavyeye rastgele basarak 1 roman yazabilir mi?
1.000.000.000.000.000.000.000 MAYMUN
1.000.000.000.000.000.000.000 KLAVYEYE

1.000 kez bassa, toplamda kaç deneme gerçekleşmiş olur? 1.000.000.000.000.000.000.000 maymun, "MAYMUN" kelimesini, klavyeye rastgele basarak da olsa yazabilir mi? EVET! İşte bu OLASILIKTIR. TESADÜF DEDİĞİMİZ DE OLASILIĞIN gerçekleşme hali, durumudur. Neden 100.000.000. maymun klavyede MAYMUN yazdı da, 10.000. yazmadı -> T.E.S.A.D.Ü.F


Gözlemleyebildiğimiz uzayda KATRİLYONLARCA YILDIZ, GEZEGEN, KATRİLYONLARCA KEZ KATRİLYONLARCA KEZ ÜZERİ PARÇACIK, FORM-YAPI mevcut ve 1 salisede dahi, KATRİLYONLARCA ÜZERİ KATRİLYONLARCA KEZ KATRİLYON, ilişki, etkileşimler gerçekleşir... Kısaca çorba gibi düşünebiliriz. Hal böyle iken şu ya da bu koşulun, şu ya da bu ortamın, şu ya da burada ortaya çıkması olasıdır, bu halde neden Venüs veya öte bir gezegen değil de, canlı formların oluşumu namına Dünya şartları ortam, zemin ve koşul hazırlamıştır -> katrilyonlarca gezegen nazarında, t.e.s.a.d.ü.f...

Evrende düzen var -> koca bir yalan. Nasıl ki katrilyonlarca gezegen, ilişkiden söz ettim, bu halde düzenli veya düzensiz olarak ifade edebileceğimiz katrilyonlarca gezegen, yer var demektir. Bunu geçtik, %96 plazmadır ve kaostur. Düzen, düzensizlikten, düzensizlik de düzenden anlam kazanır, doğar. Şu ya da bu düzende görünenin hangi noktada, nerede olduğunu sorgularsak cevap tesadüftür, oysa aslında bu şu ya da bu nezdinde kaçınılmazdır(neyin düzenli, neyin olmadığı kriterimize göre bakarsak, ya düzenli ya da düzensiz olacaktır) .
Hassas, sabitler var -> bizler şu ya da bu koşulu baz alıp, ortalama bir değer alıyor ve değerlere de gayr-ı resmi diyoruz, yani o değerler her an, her koşulda, her ortam, ilişki, etkileşim koşullarında sabit değiller.

Bunca şeyler ancak bir tasarımcının ürünü olabilir -> Akıl, mantık, zeka dışı, koca bir yalan... örneğin %96 plazma demiştim -> ki bu kesin, anlık olarak öngörülemez, tasarlanamaz, kalıplaştırlamaz bir hali temsil eder. Form-yapıların nasıl oluştuğunu zaten biliyoruz, görece madde okyanusunda, çorbada, şu ya da burada oluşan form yapılar ve sergiledikleri nitelik, özlelikler de görecelidir. Burada kastedilen canlı formların oluşumu ise, biliyoruz ki, bu milyonlarca yılı alan ve üstelik en basit, en kaba, en ilk-el formlardan, karmaşığa doğru yol alan bir süreçtir(yani tasarlanmış, kalıptan dökülmemiş oldukları ortada ve açık, SOMUT).

Milyarlarca basit form yapı, 1 günde milyarlarca ilişki, etkileşim sağlar - değil mi? En kaba, en basit form-yapıların bir de birbiriyle ilişkisi, ortam bileşenleri, elementler, kimya, gezegen koşulları, yıldız(Güneş) şu, bu etkisi de görece bölgelerde, görece farklılıkalr da oluşturur değil mi? Kısaca günde milyarlarca ilişki, etkileşim, formun çok çeşitli ilişki, etkileşim, bileşim, yapı, element, kimya vb... değişim, farklı yapılara da açık olduğu anlamına gelir. Haliyle bu süreç milyarlarca, trilyonlarca basit formun, gündelik olarak dahi trilyonlarca kez ilişki, etkileşim halinde olduğu ve milyar yıllar göz önüne alındığında, bir çok çok olası ilişki, etkileşim, form, yapı farkı da ortaya çıkartır ki, bu halde; verili koşula uygun form-yapılar devamlılık sağlarken, uyumsuz olarak oluşanlar ölür, kaybolur(form-yapı dağılır!), tükenir(devamlılık sağlanamaz). Örneğin organik form-yapıların inorganik maddelere dönüştüğünü görüyoruz, demek ki inorganik maddeler de organik -form-yapıya- kavuşabilir, dönüşebilir. Bunca form yapı, ilişki ,etkileşim vb. 1 günde bile milyonlarca mutasyon demektir, şu mutasyon bunda oldu da neden bunda olmadı, şu kimyasal şuna etkidi, ortamda mevcuttu da, buna neden etkimedi, ortamda yoktu? Şu mutasyon neden buna yol açtı da, şundaki mutasyon farklı oldu -> t.e.s.a.d.ü.f. 1.000.000.000.000 maymun, her 3 saniyede bir 1.000.000.000.000 klavyeye rastgele basarsa, "maymun" kelimesini yazabilir mi? Evet, maymunlar önceden maymun kelimesi yazması için eğitilmek zorunda mıdır? Hayır, yani herhangi birisi veya bir kaçı tesadüfen-rastlantı- bu kelimeyi yazabilir! .

Kısaca somut dayanaklarla, gözlem, incelemelerle de biliyoruz ki,, bu gelişim en basit, en ilkel formlardan, karmaşığa, milyar yıllar, katrilyonlarca ilişki, etkileşimlerle, SÜREÇLE bir yığın sorunlu yapı, organları da ihtiva ederek, çeşitli coğrafi farkların da etki ettiği oranda farklılıklarla gerçekleşmiş. Ve madde ve maddi ilişki, etkileşimler, muhteva, elementler, form-yapılar deryası ortamı, organik yapı oluşumları vb. fizik, normal ve olasıdır. Şu halde masal olarak ortaya sürdükleri Tanrı, sözde ol deyince olduruyor -yani bu düzeyde masallardan, akıli, mantık, koşul ve olanak dışı, üfürükten getirilmiş, ama buna rağmen varlığı, nasıl oluştuğu, varsa hani nerede, bunca üfürüğü hangi gözlem, veri, bilgiye dayalı sayıkladıklarına dair de tek bir akıl, mantık, veri, bilgi belirtisi, ortada böyle bir masal kahramanı, olasılığı da yok(geçmişi, geleceği bilecekmiş, ezeli, ebediymiş, katrilyonlarca kez katrilyonlarca ilişki, etkileşim, form-yapı, parçacığı takip edecek, hareketlerini belirleyip, düzenleyecekmiş, her yerde olacakmış-kısaca hiç bir yerde değil-, yoktan var edecekmiş, sihirli değneğini sallayıp kabağı, at arabası yapacakmış vb.. masal).

Ortada olan ve gözlemlenen, madde, ilişki, etkileşimler, oluşan form-yapılar, çeşitli yapıların, ortam, koşulların oluşumu da hem doğal hem de kaçınılmaz...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (14-12-2024 Saat 01:50 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #50  
Alt 14-12-2024, 05:05
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

Bu örnek de burada dursun, işte dincilerin bir kaç basit hatalarında dahi, durum bundan ibaret. İki yüzlülük, sahtekarlık, yalancılık, arsızlık, utanmazlık, cehalet, safsata, inanca, imana, kabule başvurma safsatası -Yıldırımlar Zeus'un mızrağıymış, asla da engel olunamazmış, Zeus bir masal, yıldırımlar ise doğa olayı, ne olacak şimdi? Zeus yaşadı mı? İman ettim o sebeple de kesinlikle yaşadı, tanrıdır, bu da -imanım da- kanıt. Yok metafiziksel, yok sahtekarlıksel, yok akılsızlıksel, yok mecaz, mücazsel, yalancılıksel, dolancılıksel, karaktersizliksel, imansel, inançsel vb. lak, lak ! Bu kafaya ne anlatılabilir ki, felç olmuş, iki yüzlü, kıvıran, süreğen saptıran bir beyin... İman etmek, inanmak şu ya da buna dair, şu ya da bu saçmalıkları anlamlı kılmak için kanıt olabilir mi? Ben de Ağrı dağının tanrı olduğuna inanıp, iman edeyim, tanrı mı oldu şimdi? Birisi çıkıp arkadaşım o volkanik bir dağ, ne tanrısı dediğinde, sen bilmezsin, aklımız ermez, biz bilmeyiz, iman etmişlerce uydurulmuş tefsirlere, kişilerce uymuyorsa uydurayım yönlü işine nasıl gelirseyi kıvırma sanatı kelam safsatasına bak, iman ettim o halde öyledir vs. denmesi kadar saçma bir şey olabilir mi?

mesele o değil, mesele diyorum ki, istersen taşa tap, iman et, senin bileceğin bir iş, ama çıkıp ben taşa taptım, taş bana 5 vakit namaz kıl dedi, kılacaksın, taş ne buyurmuşsa yapacaksın, inanacak, tapacaksın, saygı duyacaksın, mecbursun, asarım, keserim vb. diye dayatılmasıdır. Madem inanıyorsun neden delil arıyorsun, tartışıyorsun, dayatıyorsun? Kaldı ki inanmıyor, fanatik biçimde takım tutuyorsun, inansan din gibi inanç istismarı üzerine kurulu siyasi-ticari bir kurum -işletme,örgütten- nemalananlara meze olmazdın.. Allah bu kadar aciz, kudretsiz, böyle dinlere, kişilere muhtaç olamaz, istemez, dilemez, buyurmaz -ne ister, diler, buyurursa, anında gerçekleşiyor diye iman etmişsin, bu kadar akıli mantık, inanç dışı olamam!- vb. der çıkardın...


Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:24 .