--A->---------------------------------
A hareket halinde, hareket = fizikidir, A'ya bağlı iyelik alır, yani hareket A'nın hareketi, hız da hareketin ölçsüdür(ne kadar). "Kaç ekmek aldın?", burada miktar niceliktir, ama ekmek yoksa, adedi de, miktarı da söz konu olamaz değil mi? (zaman, ezel, ebed farazimiz de varlığa bağlı bir ölçü, nicelik)
Hız ise öznenin, insan, canlılar vb. kısaca gözlemleyenin, A'ya göre duğran olan diğer şeylerleden hareketle, ışık yoluyla gölzeirmize yansıyan farkın kıyasıyla soyutlanır. Demek ki hız A ve hareketi ve diğer şeylerle de kıyaslanmasına bağlı.
--(a)-------------------------A->--------
Parantez içindeki küçük (a) bizim ilk gözlemlediğimiz A! İşte bu bellektedir, yani hafızamızda, ya da(!) yolda iz bırakmıştır, İZİ DE HALA ORADADIR, ama araç orada değidlir değil mi?(hani araç ayrıca ezeldeydi, işte bak yol aynı yol, değişen aracın konumu, ezelde falan kalmışlığı veya farazi ezelden gelmişliği söz konusu değil, ne değişti? Yol ortada, araç ortada, ama hareketliydi, o.r.t.a.d.a.y.d.ı, gaipte değil, hareket, hareket derken yıpranacaktır da vs.. hız, zaman vb. ORTADALIKTAN soyutlanır, varlık-yokluk ortada, hamur, ezel ebedi diye bir lafzı yok, anlamı da yok, o.r.t.a.d.a, ama hareketli). Şimdi gözlemlediğimiz ise büyük A ile işaretlediğim yer olsun. A nerede? Büyük harfle işaretlediğim nerede ise orada, küçük a, işte şimdi öyle bir gerçeklik yok! Yani sonsuz sayıda geçmişte ve şimdi hala orada olduğunu düşünebileceğiniz bir nesnellik, A falan yok, geçmiş, gelecek, ezel, ebed diye bir şey yok, "şimdi" neyse o. (a) bir yol üzre hareket etti, olan bu! Zaman dediğimiz de varlığın biçimleri veya kaynaklı olguların, değişiminin kıyasıdır, geçmiş, gelecek diye bir şey yok, bunalr farazi, hayali veya belleğe aktarılmış yansımalar, neyin? Yine varlığın hareket, değişim hallerinden bir halin, sürekli hareket devinim halde o sebele de konum olarak da, değişim olarak da fark oluşturuyor, ezelmiş, ebedmiş hikayedir, işin fiziği de, özü de bu ve oturup da varlık-yokluğu yok edip, yeniden var edeceğiniz iki kere totoloji bir geçmiş, gelecek de yok, varlık-yokluk ortada hamur gibi ve hamur karışıp, devindikçe biçimler açığa çıkıyor, kayboluyor ve böylece hız, zaman gibi kavramlarımızda, hamurun ezel, ebed gibi bir yerden gelip, bir yere gittiği yok, ortada ve şimdi neyse o...
Uzay, kütle ve enerjinin birbirini etkilemesi sonucunda, mekânın eğilip bükülebilir bir yapıda olduğunu biliyoruz. Bu gerçek, "A'nın hareketi sadece A'ya bağlıdır" gibi katı ve mutlak yaklaşımlarla çelişir; çünkü bir nesne hareket ettiğinde ya da bir kütle alanında bulunduğunda, mekânın kendisi de o nesne ve kütleyle etkileşime girerek biçim değiştirebilir.
Aynı şekilde, zaman da basitçe "ne kadar?" sorusuna yanıt veren sabit bir ölçü birimi değildir. Güçlü kütleçekimi alanlarında veya yüksek hızlarda zamanın akışının farklılaştığı, deneysel olarak gözlemlenmiştir. Dolayısıyla, hem mesafe hem de zaman genişleyip daralabilen, katı ve değişmez olmaktan uzak iki temel boyuttur.
"A'nın hareketi, A'ya bağlıdır; hız, hareketin ölçüsüdür." Evet, ancak bu ifade, mekân ve zamanın esnekliğini göz ardı eder. Eğer mekân ve zaman, gerçekte olduğu gibi esneyebilen yapılar olmasaydı, görelilik kuramının öngördüğü GPS zaman düzeltmeleri veya kütle çekiminden ötürü bükülen ışık gibi olgular asla açıklanamazdı. Bu nedenle, "zaman sabit, mekân sabit" anlayışı, modern fiziğin ortaya koyduğu verilerle uyumlu değildir.
"ekmek" benzetmesi, kuşkusuz niceliksel ölçümlere değinen basit bir örnektir; ancak bu, hareketin, etkileşimlerin ve farklı durumlar arasındaki değişimlerin ölçümünde "zaman"ın oynadığı kritik rolü gözden kaçırır. Eğer varlık gerçekten "zamansız" olsaydı, yani bir ölçü birimi olarak dahi var olmasaydı, farklı referanslar arasında gözlemlenen değişimler....tıpkı yerçekimi altında farklı davranan cisimlerde olduğu gibi......ölçülemez hale gelirdi.
Kısacası, hareketin, hızın ve dolayısıyla zamanın ölçümü, yalnızca "A'nın hareketi" meselesi değildir; bu ölçümler, farklı referans çerçevelerinde zamanın akış hızının değişmesinden kaynaklanır. Zamanın salt zihinsel bir icat değil, doğanın temel dinamiklerini belirleyen bir unsur olduğunu doğrulayan en somut gösterge budur. "Zaman yok" demek, "yerçekimi yok" demek kadar temelsizdir; çünkü her ikisi de evrendeki nesnel, gözlemlenebilir ve ölçülebilir etkileşimleri açıklayan başlıca gerçeklikler arasında yer alır. Bu yüzden, farklı durumlar arasındaki değişimi, hız farklarını ve ölçülebilir sonuçlarını anlamamız için zamanın varlığı vazgeçilmezdir.
Zaman genişlemesi, tam da "farklı referans çerçevelerinin birbirleriyle etkileşimi" ile ortaya çıkar; yüksek hız, güçlü kütleçekimi ya da her ikisi bir aradayken, iki saat veya iki ekmek gibi örneklerde her nesne için "zaman" farklı akar. İçsel süreçleri (örneğin saatin tıkırdaması veya ekmeğin pişmesi), bu farklı akış yüzünden birbirine göre değişkenlik gösterir. Bu "görelilik" ilkesi, zamanın referans çerçevesine bağlı olarak değiştiğini açıkça kanıtlar. Yani, etkileşimin biçimi hızla, kütleçekimiyle ve bizzat zamanın kendisiyle doğrudan ilişkilidir; bu nedenle, zaman tıpkı yerçekimi gibi "uydurulmuş" değil, deneysel verilerle doğrulanmış bir olgudur.
Eğer zaman gerçekten yok olsaydı, hareketi, dönüşümü veya değişimi tanımlamak imkânsızlaşırdı. Einstein'ın kuramları gösteriyor ki zaman, mekânla iç içe geçmiş dinamik bir boyuttur ve yüksek hız veya kütleçekimi, zamanın akışını doğrudan değiştirebilir. Zamanı yok saymak, tıpkı yerçekimini yok saymak kadar büyük bir boşluk yaratır; çünkü bu, evrenin işleyişini açıklamaya çalışan fiziğin temelleriyle bağdaşmaz.
"Zaman yok, evren sadece sonsuz mekândan ibaret ve yerel bükülmeler var" şeklinde bir düşünce de, ışık hızının sabitliği gibi temel olguları açıklayamaz. Işık hızı, tek başına "mesafe" üzerinden değerlendirilmez; "mesafe/zaman" oranıyla sabitlenir. Eğer zaman dipsiz bir "yokluk" olsaydı, hız tanımlanamaz ve ışık hızının evrensel sabitliği savunulamaz hale gelirdi. Görelilik kuramına göre, ışık hızı her gözlemci için aynıdır; bu ise yalnızca mekânın değil, uzay-zaman dokusunun birlikte eğilip bükülebilmesiyle sağlanır. Mekân bükülebilir ama zaman boyutu da hesaba katılmadıkça, ışık hızının sabit kaldığını formüle etmek imkânsızlaşır.
Dolayısıyla, zaman boyutunun devre dışı bırakılması, "hız = mesafe / zaman" ifadesinin çökmesine ve görelilik kuramının yapı taşlarının anlamsız kalmasına yol açar. Bu nedenle, "sonsuz mekân + yerel bükülme, ama zaman yok" gibi bir yaklaşım, evrenin temel işleyişini açıklayacak dayanaklardan yoksundur. Zaman olmadan, "ışık hızı sabiti" kavramı anlamsızlaşır ve fiziksel kuramların dayandığı pek çok denklem çalışmaz hale gelirdi.
Not: İki saat veya iki ekmek örneğinde, her biri farklı koşullarda hareket ettiğinde, o nesnenin iç süreçleri (örneğin saatin tıkırdaması ya da ekmeğin pişme süreci) değişir. Bu relativite, zamanın farklı referans çerçevelerinde nasıl değişkenlik gösterdiğini açık biçimde ortaya koyar. Asıl kıyaslanması gereken de bu iki farklılıktır; zira fiziksel gerçeklikte zaman, yalnızca bellekteki izler veya zihinsel bir ölçüm aracı değil, doğrudan evrendeki dinamik süreçlerin, etkileşimlerin ve hareketin ölçülebilir, esnek bir boyutudur. Dolayısıyla, zamanın varlığını anlamanın yolu, bu tür ölçüm farklılıklarını karşılaştırmaktan geçer ve basit bir 'bellek kıyası' bunu açıklayamaz.
Dolayısıyla bellekle ilgili kıyas, hareketin varlığını kaydetmekle sınırlıyken; asıl değişimin ne kadar sürdüğünü, farklı koşullarda iliskilerin nasıl hızlandığı veya yavaşladığını anlamak, ancak zamanın ölçülebilir varlığı sayesinde mümkündür.
Zamanın yokluğunda, süreçlerin ardışık akışı ya da farklı hızlarda ilerlemesi gibi kavramlar da anlamını yitirir. Eğer zamansız bir mekânda hareket yine de gerçekleşebilseydi, bu hareketin "lineer" olması, yani her şeyin aynı sürede ve aynı şekilde ilerlemesi beklenirdi. İki ekmeğin farklı koşullarda pişmesi, farklı süreler alması veya pişme hızlarının değişmesi, ancak zamanın varlığı ve farklı referans çerçevelerinde farklı akabilmesi sayesinde mümkün olur. Dolayısıyla "zamansızlık" varsayımı altında, bu tür farklılaşan pişme süreleri ortaya çıkmaz cikamazdi, çünkü niceliksel değişimi ölçen temel çerçeve ""zaman"" ortadan kalkmış olurdu.
Aynı şekilde, zaman da basitçe "ne kadar?" sorusuna yanıt veren sabit bir ölçü birimi değildir. Güçlü kütleçekimi alanlarında veya yüksek hızlarda zamanın akışının farklılaştığı, deneysel olarak gözlemlenmiştir. Dolayısıyla, hem mesafe hem de zaman genişleyip daralabilen, katı ve değişmez olmaktan uzak iki temel boyuttur.
Şu yazdıklarının ne cümle bağlamı, ne bilinç ne içerik ne de dürüstlük bakımından hiç bir şeye benzemiyor, yani karaktersiz cümleler... Foseptiğe koysan bok utanır, o derecede kafası karışık, neye göreliği şaşırmış, neye göre konuştuğunu bilmeyen, nerede konuşması gerektiğini bilmeyen, saplantılı, sahtekar, yalan, dolan...
Boyutu bu kaçıncı izahımdır, kaçıncı tanımlamadır? BOYUT NEDİR: BOYUT, bir alanın veya nesnenin üzerinde herhangi bir noktayı belirlemek için gereken minimum koordinat sayısıdır.. Zaman da değişime dayalı ölçülebilirlik ve elbette tek başına bu olmamakla birlikte, bu ölçü ile ilişik veya elde edilebilir tüm diğer niceliklerin elde edilmesi için (örneğin hız hesabı diyelim) kullanılan bir boyuttur(bu öznenin ölçüm amacıyla ilgilidir, zaman da bir ölçüdür, fiziki bir varlık biçimi, şey değil, şeylerin değişimine bağlı, ne kadar değiştiğinin ölçüsüdür, yani biz ölçmesek, zaman diye bir tanım, ölçü hiç olmasa da, olmamışken de şeyler değişir, ancak biz ne kadar değiştiğini ölçmek için kullandığımız yol, yöntem, ölçüye => zaman diyoruz. Hız ölçümüz olmasa da cisimler hareket eder, biz ölçtüğümüz için hareket etmezler, hareket ettikleri için biz ölçüyoruz).
Sana tüm bu ve benzeri kavramları, ölçü, kıyas değer ve birimlerini kaç kez (en az 10 kez) izah ettim, açıkladım? Hız, zaman, boyut, ağırlık, uzunluk... tümü NİCEL. Örneğin zaman ölçülen bir şey değildir, biz zamanı ölçmeyiz, aslında değişen A ile değişen B arasındaki ilişkisel bir kıyas oluştururz, ölçülen varlığın çeşitli biçimleri, hareketi, değişimleri, kütlesi, yoğunluğu vb. ve birbiriyle kıyasıdır aslında. Geçen zaman değil, değişen cisimler......
CİSİMLERİN -> Zaman->Değişimi, Hız->Hareketi, Ağırlık->Kütle çekimi, Hacim->Kapladığı alana, Boyut->Konum belirlemek için gerekli minumum koordinat sayısına, Uzunluk->Boyuna ...
bağlıdır.
1 Kilo yiyeceği yedin diyelim, tartıya çıktın, ne oldu? 1 Kilo fazlamı ölçüldü? Artışa sebep? Elbette yediğin yiyecekler... Yani artışı sağlayan-belirleyen ağırlık ölçümüz değil, üzerine yediğin yiyecekler... Ok, tüm ölçülerimiz açısından böyledir, zaman da dahil, tümü için. Peynir buzdolabında neden daha yavaş değişir(zaman mı yavaşladı?)? Bu sorunun cevabı zamanla ilgili değildir, hiç bir değişim zamanla ilgili değil, aksine zaman değişimle ilgili bir ölçüdür, peynir değişir(az, çok), sen kıyaslarla "ne kadar(nicel)" değiştiğini ölçersin...
Hareket halinde bir cismin iç-dış dinamikleri, durağan halden farklıdır, dolayısıyla artan harekete bağlı basınç değişimleri, iç-dış dinamik gibi çevre ilişki vb. yalıtılmışlık, etki düzeyi vb. değiştireceği için -> BAĞLI ölçülerimiz de değişecektir, kimisi daha yüksek, kimisi daha düşük çıkacaktır(örneğin zaman daha düşük olur, çünkü cisim, durğan hale nazaran daha farklı bir hal, durum, davranış sergilemektedir, bininci kez izah). Yani ortada kafasına göre yavaşlayan, hızlanan bir zaman "var" değil, ne kadar hareket o kadar hız, ne akdar değişim o kadar zaman ölçüsü...
Bu kadar uzun yazmak yerine, BİZ HIZ, ZAMAN, KÜTLE, YOĞUNLUK, HACİM GİBİ ÖLÇÜLERİMİZİN birer nicelik olduğunu bildiğimiz ve bunca cahili de hesaba katıp, binlerce sayfa yazarak konuyu izah edemeyeceğimz için kısa ifadelerle dile getiriyoruz. Yani diyoruz ki, cisimlerin hızı arttıkça, hatta Dünyada farklı kütle çekimi ortamlarında -cisimlerde değişimi yavaşlatan- dahi (yukarıda basitçe izah ettim), zaman da o kadar yavaşlar(kastedilen fiziki bir zaman iddiası değil, kıyas edilen NİCELİK . yani daha nasıl izah edeyim ki, defalarca izah ettim bu "dine mine ne" denen ileri düzey özürlü anlayışa! Boyutu uzay, zamanı uzaysal bir şey sanan, hızı, hareketi belirleyen bir eşy sanan, defalarca da izah edildiği halde çarpıtmaya devam eden birine ne yapılabilir?
A aracının hareketi artıp-düştüğünde, hız arttı-yavaşladı deriz.
A cismin değişimi artıp-yavaşladığında -> zaman hızlandı, yükseldi-yavaşladı, uzadı, kısaldı deriz, biz bu kavram ve ölçü ve birimleri, nicelikleri kullanmadan ne cümle kurabilir, ne de izah edebiliriz değil mi? AMAÇ anlatabilmek, ölçü birimlerimizi süs olsun diye üretmedik, kullanmak için ürettik ve kullanıyoruz da, ama -e göre'liği karıştırırsak, kaş yaparken göz çıkmış oluyor(ki soyutlanan(nesne) ile soyutlamayı karıştırma ve yer değiştirme-tersine çevirme- hatasını defalarca izah ettim(bilerek yaptığın çarıtmalarınla mecbur bıraktığın için), "hız olduğu için araç hareket etmez, hareket ettiği için "ne kadar hareket etti, düzeyi neydi" gibi sorularla ölçeriz", bu ölçüye ve ölçebilmek için kullandığımız yöntem, isimlendirdiğimiz kavrama de hız deriz.).
Neyse sorunun milyonmlarca insanda rahatlıkla gördüğümüz ideolojik tarafgirlik, çifte standart, objektif değil işine geldiği gibi okuyup, ele almak, çeşitli değişimler, farklar, olay ve olguların temelinde yatan nesnel ilişki, etkileşimleri vb. esas almamak, hesaba katmamak. Olay örgülerinde sebep-sonuç ilişkisini nesnel zemin, etken, etmen ve faktörler üzerinden kuramamak(ölçü değişiyorsa demek ki ölçülende değişiklik olmuştur), ne pahasına olursa olsun saplanıp kaldığın subjektif zanları üste çıkartmak(galebe çalmak) ve bunun için türlü adi(bayağı, basit) yöntemlere başvurmak. Hiç bir cevabın, muhatabın ifadeleriyle ve maksadıyla ilgili değil...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (18-02-2025 Saat 09:14 ) değiştirilmiştir.
Zaman kavramını sürekli "tanım", "kıyas" veya "ölçü" söylemine indirgerken, iki ayrı referans çerçevesinde yapılan ölçümlerin birbirinden nesnel ve öngörülebilir şekilde farklı sonuçlar vermesini göz ardı ediyorsun. İşte tam da bu sebeple, senin "tek kıyas" anlayışın gerçeklikle bağdaşmıyor; çünkü görelilik, "iki kıyas" arasındaki farkın basit bir tanım ya da kavram oyunu değil, düpedüz fiziksel bir olgu olduğunu açıkça ortaya koyuyor. İki farklı çerçeve ayni baslayisda (mesela farklı hız, farklı kütleçekimi) arasındaki zaman farklılığı, senin iddia ettiğin gibi salt tanımla geçiştirilemeyecek kadar somut ve ölçülebilir bir gerçek.
Kısacası, zaman genişlemesi konusunu ciddiye almak istiyorsan, hız veya kütleçekimi altında bulunan bir sistemle "durağan" sistem arasındaki ölçüm farkını hesaba katman gerekiyor. "Bu sadece kıyas" deyip, şu budur biz buna budur diyerek aradaki bariz farkı yok saymaya devam ettiğin sürece, modern fiziğin apaçık deneysel bulgularıyla çelişmeyi sürdürürsün.
"A ortamındaki atmosfer basıncı, iç-dış dinamik, hareketin baskılanması" diyerek işi sadece basınç veya çevre koşullarıyla açıklamaya çalışman, görelilikle kanıtlanmış zaman genişlemesi olgusunu hiçe saymaktan başka bir şey değil. Basınç, sıcaklık ya da ortam bileşenleri fiziksel süreçleri etkiliyorsa etkiliyor bana ne bundan.
Kaldı ki, atomik saatler söz konusu , iç ya da dış dinamiklerin "yavaşlaması" basit bir basınç veya ortam değişikliğiyle ne alaka?. Eğer bu değişimin sebebi sadece basınç, iç dinamik veya "bileşen farklılığı" olsaydı, her tür mekanizmanın aynı oranda yavaşlaması beklenmezdi; ancak deneyler, mekanik saatlerin, kuvars saatlerin, atomik saatlerin bile aynı koşullarda aynı oranda geride kaldığını kanıtlıyor.
Dolayısıyla, bilim adamlarini bile saf sanan ey yüce firavun, bak bu senin "zaman" kavramını yok sayıp her şeyi "ortamın fiziki değişimlerine" mal etmen, görelilik deneylerini açıklamak bir yana, basit bir laboratuvar gözlemini bile tam manasıyla karşılamıyor. Başka bir deyişle, değişen "ölçüm" değil, bizzat "zamandır" ve bu da ortamın X atmosfer basıncı veya Y bileşenlerinden ziyade, hız veya kütleçekimi gibi evrensel etkenlerle açıklanır. Bu kadar net deneysel veri varken hâlâ "iç dinamizm" veya "baskılanma" diyerek konuyu saptırıyorsun ya pes doğrusu.
Kusura bakma ama şu öfke dolu satırların, "zaman fiziki değildir, nicel bir kıyastan ibarettir" diye tutturman kadar saçma. İtirazlarını hakaret ve bağırış çağırışla dile getirmen, görelilik deneylerini açıklamadaki derin boşluğunu gizlemiyor. "Zaman yavaşlar" demeye devam edip de "fiziki bir zaman iddiası" değildir diyorsan, kusura bakma ama kendi kendinle çelişiyorsun. Daha kötüsü, karşındakine "angut, özürlü, mankurt" gibi yakıştırmalar yaparak konuyu çarpıtıyorsun.
Madem "hız arttıkça zaman yavaşlar" diyorsun, bunun basit bir "kıyas" olmadığı ortada: Atomik saatlerden GPS düzeltmelerine kadar her örnek, zamanın yüksek hız ve kütleçekimi altında nesnel biçimde farklılaştığını gösteriyor. Bu farkın "fiziki bir gerçek" olmaktan çıktığını iddia etmek, hem fiziği hem de sağduyuyu hiçe saymaktır.
Sırf anlaşamadığın insanlara hakaret savurarak, "madem kapasiten yetmiyor, çarpıtma, bulandırma" şeklinde çığırtkanlık yapıp kendini haklı gösteremezsin. İster 5 kelimelik cümle kur, ister 50 kelimelik, anlatamadığın tek şey şu: Zamanın yavaşlamasına "öyle diyoruz ama aslında yok" demekle iş bitmiyor. Gördüğün gibi, yüksek hız veya kütleçekim farkı yüzünden tüm ölçüm mekanizmaları (farklı prensipteki saatler, tepkimeler vb.) aynı oranda geride kalıyor. Bu, "hadi canım, basınç değişti" deyip geçebileceğin bir ayrıntı değil, görelilik kuramının defalarca doğrulanmış somut gerçeği.
Mr firavun, bu hakaret dolu laflarla meseleyi kapatabileceğini sanıyorsan yanılıyorsun. Eğer gerçekten fiziğe ve mantığa kafa yoruyorsan, "fiziki olmayan" dediğin zaman kavramının neden tüm deneysel bulgularda (yüksek hız, farklı kütleçekimi) sistematik ve öngörülebilir biçimde değiştiğini açıklaman gerekir. Hakaretlerle, bağırış çağırışla veya "anlamak istemiyorlar" demekle bu gerçeği ortadan kaldıramazsın.
Zaman kavramını sürekli "tanım", "kıyas" veya "ölçü" söylemine indirgerken, iki ayrı referans çerçevesinde yapılan ölçümlerin birbirinden nesnel ve öngörülebilir şekilde farklı sonuçlar vermesini göz ardı ediyorsun. İşte tam da bu sebeple, senin "tek kıyas" anlayışın gerçeklikle bağdaşmıyor; çünkü görelilik, "iki kıyas" arasındaki farkın basit bir tanım ya da kavram oyunu değil, düpedüz fiziksel bir olgu olduğunu açıkça ortaya koyuyor. İki farklı çerçeve ayni baslayisda (mesela farklı hız, farklı kütleçekimi) arasındaki zaman farklılığı, senin iddia ettiğin gibi salt tanımla geçiştirilemeyecek kadar somut ve ölçülebilir bir gerçek.
Sen yazılanalrı anlamıyorsun ki, kafana göre çarpıtıyorsun. Zamanın öznel, NİCELİK, ölçü birimi olduğu ayrı, şu şart, koşul, ortam vb. hal, durumunda şunun zamanı, bunun hızı, onun bilmem nesini ve farkını tartışmak ayrı. Bu cümleni kendin uydurmuş, yalan, yanlış çarpıtmış, kendi uydurduğunu kendin eleştirmişsin...
Ben zaman iki kıyastır vb. demedim, cümleleri kırpıp, kırpıp, işine geldiği yerleri, işine geldiğinm gibi yorumluyorsun, çarpıtıyorsun, sonuç oalrak yine de ölçüsü kıyasla mümkündür, değil mi? Bilinen nesnel bir hareketi referans alıp, kıyası olmaksızın bana bir tane olsun zaman ölçüsü verebilir misin? Buyur bekliyorum, yap da göreyim...
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
"A ortamındaki atmosfer basıncı, iç-dış dinamik, hareketin baskılanması" diyerek işi sadece basınç veya çevre koşullarıyla açıklamaya çalışman, görelilikle kanıtlanmış zaman genişlemesi olgusunu hiçe saymaktan başka bir şey değil. Basınç, sıcaklık ya da ortam bileşenleri fiziksel süreçleri etkiliyorsa etkiliyor bana ne bundan.
Değişim dediğimiz de o fizikidir ve elbette fiziki süreçlere bağlı farklılık arzediyor, haliyle ölçümlerimiz de farklı sonuçlar verecek, sanane ise ne işin var bu konularda?
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Kaldı ki, atomik saatler söz konusu , iç ya da dış dinamiklerin "yavaşlaması" basit bir basınç veya ortam değişikliğiyle ne alaka?. Eğer bu değişimin sebebi sadece basınç, iç dinamik veya "bileşen farklılığı" olsaydı, her tür mekanizmanın aynı oranda yavaşlaması beklenmezdi; ancak deneyler, mekanik saatlerin, kuvars saatlerin, atomik saatlerin bile aynı koşullarda aynı oranda geride kaldığını kanıtlıyor.
Atomik saatler de MADDİDİR ve iç-dış dinamik, ilişkilerle kastedilen de en temelde zaten bu ölçeklerde de etkilidir.
Zaman ölçülen bir form değil, ölçülenin değişimiyle ilgilidir.
Tüm evren maddi yapıyla doludur, en temelde, mikro dizeyde belirleyici ilişkiler, hareket ve değişimler de görecelik arzeder, yansıtır, yani sürece bir bütüğn halinde tüm bileşenler dahil. Sadece basınç farkı demedim, bir bütün halinde olası tüm etkiler, ilişki, yoğunluk, iç-dış dinanizm, yalıtılmışlık oranı, kütle çekimi seviyesi, değişen beaısnç vb. yani bizi bu sonuca götürecek ne kadar fiziziki etki varsa, tümü de dahildir.
Oradan, buradan okuyup, boca etme, öyle de desek, şöyle de desek, böyle de desek, ne dersek diyelim, her halükarda yaptığımız, ortam, koşul değiştirmemiz ve ölçtüğümüz nesne bağlamında açığa çıkartığı farktır.
Ortam, koşul değiştirdiğinde zaten ne yapmış oluyorsun, tabi ki iki farklı koşulda aynı sonucu almayı bekleyemeyiz, ama aynı koşulda, aynı koşul olduğu(göz ardı edilebilir farkları dışladığımızda) aynı veya çok yakın sonuç alabiliriz... Elbette verili ilk ortam ve koşul ile, verili ikinci ortam ve koşulda alınan ölçüler, ilgili form-yapının iç-dış dinamikleri, bileşenleri ve buna bağlı form yapısı farklı olacaktır. Bu fark şu koşulda daha yüksek ölçüm sonucu doğururken, diğeri daha düşük olabilir, bu ölçü aletlerinin öyle ölçmesiyle de izah edilemez, zaten öyle de yapılmadı, esas alınan nesne her ne ise, daha farklı bir dinamik ve sonuç sergiliyordur...
Oradan buradan okuduklarını, sanki iddia ettiğin gibi öne sürülmüş gibi çarpıtma... çarpıttığın gibi olsa, o zaman bizlerin de düşünemsi gereken demek ki cisimler, farklı yapılarda dahi olsa, şu ya da bu ortam, koşulda, iç-dış dinamikleri açısından aynı oranda etkileniyor veya en temeldeki maddi doku, özünde aynı parçaların bileşiminden meydana geldiği için -atomik yapıdan da daha altına değin, aynı veya benzer tepki, değişimler sergiliyor denebilir, ama çıkıp, zaman niceliğine kendi nevi şahsına münhasır bir varlıktır denmez.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Sen yazılanalrı anlamıyorsun ki, kafana göre çarpıtıyorsun.
Einstein geçmiş, gelecek ve "şimdi" kavramlarının tamamen hayali olduğunu söylemez. Zamanın evrensel ve mutlak bir akış olmadığını, her gözlemcinin hareketine ve içinde bulunduğu referans çerçevesine bağlı olarak farklı şekillerde ölçüldüğünü vurgulamıştır.
Örneğin, müonların kendi referans sistemlerindeki ömürleri 2,2 mikrosaniyedir. Ancak Dünya'daki gözlemciler için bu süre 33 mikrosaniyeyle ölçülür. Başka bir deyişle, müonun iç süreci, hızı nedeniyle zaman genişlemesine uğrar. Bu da zamanın var olmasına rağmen herkes için aynı hızda akmadığını göstermektedir.
Eğer zaman sadece bir ölçüm aracı olsaydı ve hızın mekanik etkisiyle açıklansaydı, müonun içsel bozunma süreci değişmezdi. Ancak hem Dünya'daki gözlemci hem de müon farklı ölçümler yapsa da, her iki ölçüm Lorentz faktörüyle tutarlıdır. Dünya'daki gözlemci, müonun ömrünün uzadığını görürken; müon ise atmosferin kısaldığını (uzunluk büzülmesini) gözlemler. Bu iki etki, uzay-zamanın bir bütün olduğunu ve zamanın bir boyut olarak bu yapının temel bir parçası olduğunu kanıtlar.
Eğer zaman boyutu olmasaydı, bu deneylerin sonuçları çelişkili olurdu. Müonlar zamanın bir boyut olduğunun ve bu boyutun uzay-zamanın dinamik yapısının ayrılmaz bir parçası olduğunun kanıtıdır. Eğer zaman sadece hızın mekanik bir etkisi olsaydı, farklı sistemler farklı oranlarda değişirdi. Ancak müonlar, protonlar ve elektronlar gibi farklı parçacıklar aynı hızda aynı Lorentz faktöründen etkilenmektedir. Bu da zamanın sadece mekanik bir etki olmadığını, aynı zamanda uzay-zamanın temel geometrisinden kaynaklanan bir gerçeklik olduğunu göstermiştir.
Yani müonların Dünya'ya ulaşabilmesi, yalnızca hızın mekanik etkisiyle açıklanamaz; zamanın fiziksel bir boyut olması gerekmektedir. Einstein'ın 'şimdi' kavramının evrensel olmadığını söylemesi de buradan gelir. Zaman, gözlemciye bağlı olarak farklı hızlarda akar ama bu onun var olmadığı anlamına gelmez; aksine, uzay-zamanın dokusunun bir parçası olarak fiziksel bir gerçeklik olduğunu kanıtlar. Zaman boyutu olmasaydı, müonlar yeryüzüne ulaşamazdı. Neden mi? Çünkü müonların kendi referans çerçevesinde ömürleri sadece 2.2 mikro saniye ve bu kadar kısa bir sürede, ışık hızına yakın hareket etseler de 660 metre kadar yol alabilirler. Oysa, müonlar atmosferin 15-20 km yukarısında oluşur ve bu mesafeyi kat etmeleri imkansız olurdu.
"Einstein, geçmiş, gelecek ve 'şimdi' kavramlarının tamamen hayal ürünü olduğunu söylemiyor. Asıl vurguladığı, zamanın evrensel ve mutlak bir akış olmadığı; her gözlemcinin hareketine ve bulunduğu referans çerçevesine göre farklı olduğu için bunu söylüyor.
Burada önemli olan nokta şu:
Müon kendi çerçevesinde gerçekten 2.2 mikro saniye yaşarken ve bu sürede sadece 660 metre yol alabileceğini biliyoruz. Ama bizim çerçevemizden ise, müon ışık hızına yakın hareket ettiği için zaman genişlemesi yüzünden ömrünü 33 mikro saniye olarak ölçüyoruz.
Bu iki ölçüm birbiriyle ama çelişmez, çünkü her gözlemci kendi uzay-zaman çerçevesine görelidir ve sonuç dogrudur. Müon için 2.2 mikro saniye gerçektir; bizim için ise 33 mikro saniye. Her iki ölçüm de doğru ve tutarlıdır.
Eğer senin dediğin gibi zaman sadece bir ölçüm birimi olsaydı, müon her koşulda 2.2 mikro saniyede bozunurdu ve yeryüzüne asla ulaşamazdı. Ama müonların yeryüzüne ulaşması sırasında, müonun bakış açısından gerçekten de yeryüzü müona yaklaşır gibi olur. Bunun sebebi, uzunluk büzülmesi etkisidir.
Müon kendi zamanında 2.2 mikro saniye yaşarken,
Bizim zamanımızda 33 mikro saniye yaşar.
Bu, zamanın sabit ve evrensel bir akış olmadığını, gözlemciye göre değiştiğini gösterir. Einstein'a göre, geçmiş, şimdi ve gelecek bu yüzden mutlak kavramlar değil, gözlemcinin referans çerçevesine göre değişen algılardır.
Demek ki zaman, herkes için aynı şekilde akmaz; bu değişim, zamanın gerçek bir boyut olduğunu kanıtlar. Eğer zaman boyutu olmasaydı, müonlar asla yeryüzüne ulaşamazdı.
Bu yüzden Einstein, "zaman bir illüzyondur" derken, onun gerçek olmadığını değil, mutlak olmadığın yanı her gözlemciye göre farklı deneyimlendiğini ifade etmiştir sadece.
Einstein geçmiş, gelecek ve "şimdi" kavramlarının tamamen hayali olduğunu söylemez. Zamanın evrensel ve mutlak bir akış olmadığını, her gözlemcinin hareketine ve içinde bulunduğu referans çerçevesine bağlı olarak farklı şekillerde ölçüldüğünü vurgulamıştır.
Çünkü her gözlemci -> nesnedir de ve her gözlemlenen de nesnedir, nesneldir ve zaman da varlığın biçimlerinin deviminden soyutlandığı için de göreceli sonuçlar doğurur. Maddi ortam salt şeyler değil, şeylerin de ilişkileri, bu ilişkielrle anlam kazanan ortam, biribiriyle olan etkileşimleri, bu etkileşimlerin olulşturduğu ve süreğen devinen dinamikler, form ve yapı değişimleri, birbirilerini dönüştürmeleri, bileşip, ayrışmaları......... o kadar çok faktör var ki, haliyle ölçülerimiz de koşula, içind eolunan dinamiklere göre değişecektir. Buna boıyutlar, hız, zaman tümü dahil... Hiç birisi, aynı anda aslında tam oalrak eşit ölçülemez, biz verili koşulda sıfırdan sonra haneleri yuvarlıyoruz... Çünkü maddi ortam deviniyor, hareket -> hız, devimin, değişim-> zaman kavramımıza, ölçme(kıyas metodudur), hesaplama vb. olanak sağlıyor.
Yani varlık-yokluk ortadadır, hız, boy, boyut, zaman -> tümü de varlığa, varlığın biçimleri, hareketi, devinimlerine içkindir. Bu bahisle NESNEL ZEMİNDE ezel, ebed, geçmiş, gelecek birer yanılsamadır, kolunuz yansa geçmişte kalır mı, izi devam eder, taki bünye yenilenene kadar -> bakınız nesnel zemin diyorum, fiziki zemin diyorum, öznel de ise insan hafızası olan bir canlıdır... Ya hafızandan, ya da varlığın devinimlerinde fiziki olarak oluşan izleri kıyaslayarak yapacak bunu.
A aracı bir tarlada ileliyor, 100 km yol aldı. Toprakta iz bırakarak yaptı bunu. Birisi aracın ilk hareket noktasına baktığında o izi hala görecektir, yani geçmişte kalmış değildir. Yani araç yol aldıkça geçmişi fiziğin, varlığın dışında, ötesinde bilinmez bir geçmişte olmuyor, sadece araç hareket etmiş oluyor...
Zaman da şeylerin değişimine nazarandır, tren yolu değildir, uzay değildir, uzaysallaşırılamaz bir kavramdır ölçüdür, değişimi ölçüyoruz böylece. Kısaca değişim varlığın bünyesinde gerçekleşiyor, geçmiş veya gelecekte olmuyor, bir zaman yolunda gerçekleşmiyor, şeyler -verili form-yapıları, içinde oldukları koşul, ilişkiler, etkileşimler, bünyeye giren, çıkanlar vb. eliyle değişiyor, yani zaman geçmiş olmuyor, şeyler değişmiş oluyor... Aynen aracın yukarıdaki örnekte aracın hareket etmesi gibi, bu öznel zamandır, o aracın geçmişi, o geride, fiziken bıraktığı iz, o araca göredir.
İllüzyon ile kastetiği sizin zamanı tren yolu gibi bir vasıf yükleyip, kendi şahsına münhasır bir varlık biçimi gibi kurgulamanıza dairdir. O bağlamdadır, yoksa aklı başında he rinsan hız, zaman vb. ölçülerimizin maddeye, maddenin hareketi, ilişkileri değişimlerine, devinimlerine bağlı olduğunu bilir. (A formunda 3.000.000 madde parçacığı olsun, 10.000 çıktı, ne olur değişir, girdi, çıktı, bir dolu ilişki, etki(sebebi hareket hali, çevre formlarlarla girilen ilişki, milyonlarca maddi parça, formlarla girilen ilişki, hissiedilen, hissedilmeyen aktılar, çıktılar, kuvvetler vs.), tepki, değişim sağlar ve her faktörü, her bir detayında yazmaya sayfa yetmez. Değişimi zaman sağlamaz, zaman değişimin ölçümüdür.Bir aracın hareketini(iyelik) hız belirlemez, hızını(iyelik) hareketi belirler, bir şeyin değişimini zaman belirlemez, zamanını değişimi belirler, tümünde mantık budur, ölçmekte amaç budur...)
Ok, geçmiş, gelecek BİR İLLÜZYONDUR(yani nesnel bir gerçeklik -ortada olmaklık- vasfı taşımazlar), öyle bir yerlerde bir zaman yolu var da üzerinde yürümüyorsun, değişen sensin, değişen her şey, her şey değişiyor ve böylece NİCELİK olan, öznel olan zaman kavramını soyutluyoruz. Her insan aynı kiloda mıdır? hayır, bu farkı doğuran ne? Her şey'in açığa çıakrttığı zaman da farklı olur, çünkü her şey, aynı oranda değişmez, her şey aynı anda aynı harekete, hıza sahip değildir, her şey aynı anda, aynı maddi yoğunluğa maruz kalmaz, her şey aynı anda aynı şey değildir, formu-yapısı farklıdır, envai tür farklılık, envai çeşit ölçüm sonucu doğrur...
Geçmiş, gelecek ve aslında(şimdi, zaman kavramı olduğu için söylendi) İLLÜZYONDUR, gerçek, somut olan nesneler, hareket, ilişkileri, biçimleri, form-yapıları, oluşturdukları ortam, koşullar vb. değişimleridir, katrilyonlarca ve katrilyonalrca ketrilyonlarca kez katrilyonalrce kes katrilyonlarca kez katrilyon form-yapı, süreğen ilişki, etkileşim, hareket ve değişim halinde, tabi ki o değişimlerin, katrilyonlarca formun, ilişkinin, hareketin,değişimlerinin ölçüsü de göreceli, değişken ölçülecektir. Ölçüyü değiştiren nedir, işte o saydığım ve sayamadığım nesnel faktörler... Öyle ya, basit biçimde izah edersek, nesnel koşul değişince, ölçüm de değişiyor, ney, neye göre değişiyor, bu önemli... Dünyada insan ömrünün yaş ortalaması kaçtır? Peki Ay'da olsalardı?
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
olurmu senin açıklamana göre geçmiş, sadece hafızamızdaki izler ve fiziksel kayıtlar üzerinden değerlendiriliyor. Ancak Einstein'ın görelilik kuramı, zamanı salt algısal bir fenomen olarak görmekten ziyade, daha derin ve nesnel bir gerçeklik olarak ele alır.
Görelilik kuramına göre, geçmiş, şimdi ve gelecek uzay-zamanın içinde belirli konumlar olarak varlık gösterir. Bu durum, sadece zihinsel bir algı meselesi değil, doğrudan fiziksel gerçeklikle ilişkilidir. Konuyu daha iyi anlamak için müon örneğine bakalım:
Yüksek hızda hareket eden müon parçacıkları, zaman genişlemesi nedeniyle ömürlerini uzatarak Dünya yüzeyine ulaşabiliyor, neyin hafizasi. Bu, hafızamızda saklanan izlerden ziyade, gerçek fiziksel ölçümlerle tespit edilen bir durumdur. Eğer zaman yalnızca değişimin soyut bir ölçüsü olsaydı, müonların bu uzayan ömrünü deneysel olarak açıklamak mümkün olmazdı.
Bu deneysel veriler, zamanın uzay-zamanın ayrılmaz bir boyutu olduğunu ve geçmişin de bu yapı içinde somut konumuyla ele alınabileceğini gösteriyor. Dolayısıyla, zamanın yalnızca nesnel değişimlerin bir yansıması olduğunu savunmak, Einstein'ın ortaya koyduğu fiziksel gerçeklikle tutarsızdır. Einstein, "illüzyon" dediğinde, algı sınırlarımızın bir sonucu olan yanılsamayı kastediyor; zamanın kendisinin fiziksel gerçekliğini inkâr etmez.
olurmu senin açıklamana göre geçmiş, sadece hafızamızdaki izler ve fiziksel kayıtlar üzerinden değerlendiriliyor. Ancak Einstein'ın görelilik kuramı, zamanı salt algısal bir fenomen olarak görmekten ziyade, daha derin ve nesnel bir gerçeklik olarak ele alır.
Yine yalan, dolan, talan, çarpıtma derdindesin, utanmıyorsun da değil mi? Yüzüne tükürsem tükürüğe yazık, o akadar ki karakter yoksunusun. Söylediğin ilgili kısım ÖZNEL ZAMAN ve geçmiş, geleceğin neden illüzyon olduğunu açıkladığım kısımla ilgili...
Oysa asıl temeli ise, esasylarıyla, örneklerle HAREKET VE DEĞİŞİMLER, detayına inenene kadar, esaslı ifade ettim, aylardır da aynı cevapları(onlarca defa nesnel hareket değişim, bunlar fizikidir(!), ölçülerimiz ise niceliktir cevabını verdim, vermemin sebebi de her defasında çarpıtan yine bu haysiyet yoksunudur(o kadar ki tescilli yani)). Araç ve hız örnekleri verdim, bu anlayamamazlık yapıp, çarpıtamayacağı biçimde elimden geldiğince çocuğa anlatır gibi anlatmak zorunda kalıyorum. Her cümlemden kelime alıp, neye göre söylediğimi çarpıtıp, ardından bir dolu yalan, dolan, yanlışlarla zırvalıyor...
Geçmiş neden illüzyondur kısmına gelince, insanın ÖZNEL ZAMAN KAVRAYIŞIYLA ilgili hem bu temelde izah ettim, hem de neden geçmiş ve geleceğin bir yanılsama ve algı hatasının nerede yapıldığını dile getirip, örnekler verdim ve dedim ki işte illüzyon, yanılsama olarak ifade edilen, zaman konusunun bu tür(dinemineme'nin de anladığı tür) yanlış algısıdır(tren rayı, uzaysallaştıma, KENDİNDE VARLIKMIŞ GİBİ ÖNE SÜRÜLMESİ, hataları diye de özellikle belirttim, yani orada işlenen bu hatalara dair)... Dileyen geri dönüp yazılarıma bakabilir... Alıntı yapıp bu trolün yalan, dolanlarıyla daha fazla uğraşmak istemiyorum.
Dine mine denen tescilli haysiyet yoksunu, seni uyarmaktan bıktım, insan olamayacaksan, defol git, tamam zır cahilsin, yeter verdiğin eziyet, insan kaç kez çarpıtma, eğme, bükme, yapma, etme, onurlu, haysiyetli ol, azıcık insna ol, yalan, dolanı bırak diye uyarılır. Kaç kez "e dair", "e göre", nerede neyi izah ederken, neye dair söylemişim diye uyarılır. Nasıl bir rezillik böyle...
Aşağıdaki resimin de izahıdır ilgili paragrafım, çünkü insanın ediniminden bağımsız ol-a-mayan kavramlar, yine insanın edinimiyle anlam bulan ölçme gibi işleri, insan tersin geri kerameti kendinden menkul birer varlık biçimi gibi işlerse işte bu hata olur, olacaktır. Örneğin A ARACININ hareketini ölçmesek de, araç hareket eder(hız tespitinde bulunmsakta, ne kadar hareket ediyor diye sormasak da, ama araç hareket etmezse hız da gündem olmaz değil mi,hangisi hangisine bağlı]?). İnsan ne zaman bu ilişkiyi yer değiştirip, tersine çevirir, işte o zaman YANILSAMA halini alır, örneğin hız olduğu için araç hareket ediyor, zaman olduğu için şeyler değişiyor, ağpırlık olduğu için bünyemiz var, uzunluk olduğu için boyumuz var gibi, tamamen tersi bir sonuca çıkılır, işte bu -> yanılsamadır, çünkü bu ölçü birimleri gerçekte münsahır bir varlık biçimi, müstakil ve maddeden bağımsız bir şey değil, gerçekte olan varlığın, biçimlerinin, hareket, değişimler ve eylemlerinin kıyaslanmasıyla elde edilen ölçülerdir. Bu bakımdan söyleniyor bu sözler... Bu kaçıncı izah
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Dinle, artık bu mantıksız ve çelişkilerle dolu, kendini gerçek bilimden soyutlayıp hayali, uyduruk bir "zaman illüzyonu" söylemiyle savunmaya çalıştığın bu yaklaşım, Einstein'ın uzay-zamanın matematiksel ve deneysel temelleriyle defalarca ispatlanmış, Lorentz dönüşümleriyle somut verilerle desteklenen gerçekliğiyle tam bir tezat oluşturuyor. Zaman gerçekten salt bir yanılsama, yani rüya gibi var olmayan bir şey olsaydı, müonların yüksek hızda ömürlerinin uzaması gibi kesin, objektif ölçümler hafızanla açıklanamazdı. Çünkü bu deneysel veriler, zamanın uzay-zaman dokusunun ayrılmaz bir boyutu olduğunu ve hız, yerçekimi gibi faktörlerin etkisiyle gerçek anlamda değişime uğradığını kanıtlıyor.
Senin bu çarpıtılmış argümanların, Einstein'ın "zaman illüzyondur" şeklinde yorumlanabilecek ama asla fiziksel gerçekliği inkâr eden bir anlam taşımayan ifadelerini, kendi ideolojik çerçeven içinde savunurken gerçek bilimin somut, deneyle kanıtlanmış sonuçlarını görmezden geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu, tamamen aklını kapatıp, mantıksız ve tutarsız iddialarla tartışmaya kalkıştığının kanıtıdır.
Gerçek bilimsel verilerle yüzleşmek yerine, her seferinde "illüzyon" söylemine sarılıp gerçeği çarpıtmanın ne kadar pervasızca bir dogmatizm olduğunu artık herkez alenen görüyor. Eğer gerçekten dürüst bir tartışma yürütmek istiyorsan, müon deneylerinin neden objektif ölçümlerle bu sonuçları verdiğini ve Lorentz dönüşümlerinin uzay ve zamanın gözlemciye göre nasıl değiştiğini açıklaman gerek. Cevap veremiyorsan, Einstein'ın sözlerini ve deneysel verileri kendi kafana göre eğip bükmekten vazgeç.
Zaman boyut olmasaydı, 2,2 mikrosaniyelik ömrün 33 mikrosaniyeye uzadığını nasıl ölçerdik? Bu fiziksel bir gerçek, hafıza safsatasıyla ne alakası var? Neyin yanılgısı bu? Akıl sağlığından şüphe eder insan, iyi misin diye sorarlar adama! Sen Einstein'ın formüllerini rüya mı sanıyorsun? Bu mikrosaniye değişimleri laboratuvar ortamında, fiziksel cihazlarla ölçülüyor. Senin hayalperest hafızalı rüyalarından değil, bizzat fiziksel gerçeklikten, parçacık fiziğinin somut tabanından geliyor bu sonuçlar.
Muonlar, zaman boyutu sayesinde yeryüzüne ulaşıyor. Eğer bu boyut olmasaydı, çoktan bozunup yok olacaklardı. Ama bu kanıt ortadayken tık yok! Madem zaman yok diyorsun, hadi o zaman açıkla: Muonların yeryüzüne ulaşmasını hangi "illüzyonla" açıklayacaksın? Cevap yok, çünkü gerçeği inkâr etmek dışında bir savunman yok senin.
Dinle, artık bu mantıksız ve çelişkilerle dolu, kendini gerçek bilimden soyutlayıp hayali, uyduruk bir "zaman illüzyonu" söylemiyle savunmaya çalıştığın bu yaklaşım, Einstein'ın uzay-zamanın matematiksel ve deneysel temelleriyle defalarca ispatlanmış
Sana kaç kere boyutun tanımını verdim. Bıktım ya her gün boyut nedir tanımlamaktan, zaman, hız, ağırlık gibi ölçüler nedir, neden dilimizde, eylemlerimizi de tanıladığımız haliyle kavramları kullanmak zorundayız, anlatmaktan bıktım, elbette insan bir şeyi ölçmek istiyorsa bunun yöntemi olmalı (işte boyut da bir yöntemdir)!. Daha 2 gün önce boyut nedir tanımı verdim sana... Kaç kez anlattım bu kavramalrımızı varlıktan, daha özelde maddeden ayrı, bağımsız düşünemeyiz diye, her defasında tane, tane anlattım, farazi değilelrdir, SOYUTLAMADIRLAR, yani nesnel, fiziki tabana dayanırlar dedim(kavramlara yanlış yüklermelerde bulunulmasına da, o biçimde ele almak hatadır, illüzyondur, yanılsamadır vs. dedim, işin bu yönüyle, asli yönü karıştırılmamalı), kavrayasın diye onca detaya giriyorum, sen soyratılığına çeviriyorsun..
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Zaman boyut olmasaydı, 2,2 mikrosaniyelik ömrün 33 mikrosaniyeye uzadığını nasıl ölçerdik?
Zaman boyut değildir dedim mi hiç? Bunu da nereden uydurdun? Ve bunu bildiğim için de sana 50 kez boyutun tanımını verdim. Zaman konusunu anlattım. Einstein kavramların, ölçülerin ne derecede öznel ne derecede nesnel temllerde olduğunu bilmeyen birisi değil(ki bu sebeple yer yer kavramlar üzerine açıklamalarda bulunmak zorunda kalmıştır, çünkü senin gibi çok fazla geri zekalı var, daha soyutlama nedir bunu bilmiyorsun, anlayamıyorsun, 50 kere denendi olmuyor, kalın kafan almıyor), bu çiğlik yalnızca sana mahsus.
Kerameti kendinden menkul zaman diye bir şey(varlık biçimi olarak) yok, biz cisimlerin, maddi ortamalrın vb. değişimini, BİLİNEN BİR ŞEYİN HAREKETİNİ KIYAS ALIP, ÖLÇEREK KIYASLIYORUZ, İŞTE BU ÖLÇME İŞİ OLUYOR. Değişimi(zamanı değil değişimi ölçeriz!) ölçmek için ise, YÖNTEM kullanırız, bilinen bir referansın hareketi sayılır(örneğin Dünyanın eksenindeki 1 tur hareketi veya gece-gündüz farkı veya Güneş'in doğup, batması -bunların tümü de nesnel olarak algılanır, fiziktir!-, referanslar örneğin bir cismin farklı halleri için kullanıldığında, 2 hal arasındaki fark da elde edilmiş olur. Örneğin eskiden kum saatleri vardı. 1 Kum saatini belirleyen, kerameti kendindne menkul ortalıkta olan, dolaşan bir zaman bireyi-şeyi değil, aksine 1 kum saati zamanı belirleyen, cam bir kutuya(cisim) alınmış kumun(cisim), alt hazneye dolmasıdır, olan ne? Kum delikten, alt hazneye doluyor ve üst haznede kum kalmayınca, 1 kum saati diyoruz. Böylece elimizde 1 kum saati diyeceğimiz bir birim oluyor, bununla bir şeyleri kıyasladığımızda da elimizde bir değer oluyor, bir nicelik, işte böylece değişimi ölçtüğümüz bir ölçümüz oluyor, buna zaman diyoruz. Diyelim ki, A koşulunda K nesnesi, 2 kum saatinde bozuldu, bu nesne şu ya da başka bir koşulda ne kadar kum saatinde bozulacak diye sorar, merak edersek, yine kum saatiyle ölçeriz ve çıkan fark, değişimin ölçüsü, yani zamanı verir. FARKIN SEBEBİ ZAMAN diye iddia edilen UZAYSALLŞTIRILMIŞ sözde VARLIK(yanılsama dediğimiz bu anlayış) DEĞİL, DEĞİŞEN MADDİ KOŞULLARDIR, maddedir, formdur, yapıdır vs.(yahu sen bunu bile anşlayamıyorsun, bu kadar mallık da... peynir örneği veriyorum, buzdolabında olanla, olmayan peynir açısından değişen ne? tabi ki ikisinin de değişimi farklı olacak, çünkü değişen fiziki koşullar, tabi ki nasıl ki bir aracın hareketi arttıkça ölçümüz hız değeri de değişrise, bilinen bir devir hareketle(fizik!) kıyasladığımız ve karşılaştırdığımız ölçü de iki peynir için farklı olacaktır. Birisi dünyanın 2 hareketi, diğeri 20 hareketinde form-yaspının dağılma düzeyinde değişmiştir. Form-yapı değişiyor ki, bu sayede zaman ölçümüzü kullanmak anlam kazanıyor.)
Ağzınla soruyorsun, zaman boyut olmasaydı nasıl ölçerdik, yahu ZAMAN değişimi ölçebilmemiz için bir yöntem, ÖLÇÜDÜR zaten, 50 kere anlattım... dönmüşsün tersin geri kendinle çelişik soruyorsun, zaman olmasaydı nasıl ölçerdik diye, bu ölçüyü zaten bunun için, değişimi ölçmek için kullanıyoruz, kullandığımız ölçü olmasydı nasıl ölçerdik diye sormuş oluyorsun. Değişimin şu ya da bu duruma göre farkını belirleyen FİZİKİ KOŞULLAR, biz de kıyaslayarak ölçüp, karışlaştıracağız elbette ve değişimler de ayne enlem, boylamlar gibi, öznel olarak koordinatlanabilir, takvimler bir nevi ilk el örnek sunar.
Boyut, bir nesne, alan, uzay üzerinde herhangi bir noktayı belirlemek için gereken minimum koordinat sayısı(nicelik)
Tamam mı yoksa her cevabımda tekrar mı yazacağım? Şimdi boyut nedir anladın mı? sıradan gidelim... Hiç laga, luga yapma, anladın mı?
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu