Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika > Aktüel Haberler

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #31  
Alt 17-08-2026, 00:56
Nolan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Nolan Nolan isimli Üye şuanda  online konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 28 Oct 2025
Mesajlar: 365
Standart

Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Niye sasiriyorsun sevgili Nolan? Turkiye diye bir devlet yok...
Bu şaşırma refleksimi, sanırım genel kurmay başkanı İlker Başbuğ'un terör örgütü yöneticisi olarak hapse atılıp, halkın nerdeyse tamamının buna sessiz kalması sürecinde kaybettim. 2012 gibi.

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Hayır şantaj değil, taleptir.
Şantaj bu.
3 sene önce içişleri bakanı ne demiş bakalım;
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "Şimdi 86 tane terörist kaldı. 29 Ekim 2023 tarihinde bu ülkenin dağlarında bir tek PKK'lı terörist kalmayacak." dedi.
https://www.aa.com.tr/tr/gundem/baka...ce=chatgpt.com
Türkiye'de şu an Suriye'lileri ve diğer yabancıları dahil ederseniz 100 milyon civarında insan yaşıyor.
100 milyon ile 86'yı karşılaştırır mısınız lütfen?
Türkiye, nüfus, coğrafya ya da askeri kapasitesi bakımından Dünya'nın en güçlü/önemli ülkelerinden birisi. Böyle bir ülkenin içişleri bakanı 86 terörist kaldı diyor, aradan 3 sene geçiyor ve bu teröristlerin lideri sayesinde mecliste yasa yapılıyor ve dağda kalan teröristlerden birisi de, ''Apoyu çıkarın da samimiyetinizi görelim'' diyor. Şantaj bu. Şımarıklık. Devlete meydan okuma.


Sizin bunu anlayacağınız da yok. Pkk'ya terör örgütü olarak bile bakmıyorsunuz sonuçta.

Size göre solcular ve kürtler hep ezilmiş, hep. 100 yıldır ezilmişler, mahvolmuşlar. Türkler de bal kaymak yiyip keyiflerine bakmışlar.
Tek bir cepheden/pencereden Türk siyasetine bakıyorsunuz ve bu bakışınızda Türklere yer yok.
Türkleri ele almadan, 100 yıllık Türk devletinin sosyolojik analizini yapmaya çalışıyorsunuz.!
Alıntı ile Cevapla
  #32  
Alt 17-08-2026, 06:43
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şuanda  online konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.701

Onur Üyeliği 

Standart

Nolan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Şantaj bu.
3 sene önce içişleri bakanı ne demiş bakalım;

Türkiye'de şu an Suriye'lileri ve diğer yabancıları dahil ederseniz 100 milyon civarında insan yaşıyor.
100 milyon ile 86'yı karşılaştırır mısınız lütfen?
Türkiye, nüfus, coğrafya ya da askeri kapasitesi bakımından Dünya'nın en güçlü/önemli ülkelerinden birisi. Böyle bir ülkenin içişleri bakanı 86 terörist kaldı diyor, aradan 3 sene geçiyor ve bu teröristlerin lideri sayesinde mecliste yasa yapılıyor ve dağda kalan teröristlerden birisi de, ''Apoyu çıkarın da samimiyetinizi görelim'' diyor. Şantaj bu. Şımarıklık. Devlete meydan okuma.
Ne alaka? Bakanın da yalan söylemiş o da ayrı bir mesele, konu bu değil ve açıkcası ne siz gerici, ırkçılık etkisindekilerin, ne dincilerin ne de PKK ve talepleri falan beni bağlamıyor. AKP kitlesinden farklı değiller, sadece afyonunları farklı. Çok da önemsemiyorum, asıl sorunun üzerini örtmeye ve ülkenin süreğen bir bölünmüşlük, çatışma ve Ortadoğu halinde kalmasına çanak tutuyorsunuz, istediğiniz bunun sürmesi. Kimin işine yarıyor?... PKK bile PKK'ya sarıldığınız kadar PKK'ya sarılmıyor!

Cehalete gerek yok, 2 taraf masaya oturur veya bir konuda uzlaşma talepleri olursa(hangi taraftan geldiği v.s. önemli değil), 2 taraf da taleplerini sunar. Bir örgüte kendisini lav etmesi şartı nasıl ki şantaj değilse herhangi bir örgütün,devletin esir, mahkumlarına serbestlik istemi de şantaj değildir, taleptir bunlar ve adamına göre değerlendirilmez... Daha bu kadar basit teknik bir detayı kavrayamıyorsanız ne desem boş... İster şantaj diye anla, ister diğer taraf örgütün feshedilmesini şantaj diye anlasın, kimin neyi nasıl anladığı kişileri bağlar(konu bu değil, asıl konu başka!), ancak çatışan tarafların her türlü görüşmesi diplomasi alanına girer ve her bir tarafın talebi de karşı tarafa bir talep haline duruma göre de yaptırım haline gelir, gelebilir(!). Uzlaşır veya uzlaşmazlar, kabul edilebilir bulur veya bulmazlar, bu diplomasinin esası, tekniğini değiştirmez. Kabul edilebilir olan da, edilemez olan da diplomasinin dahilidir. Birisi kabul ederken de diplomatiktir, ret ederken de diplomatik. Diplomasi tek bir tarafın olumlu bulduğuna görelik arzetmez, işin o kısmı strateji, politikayla ilgili!...
Nolan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sizin bunu anlayacağınız da yok. PKK'ya terör örgütü olarak bile bakmıyorsunuz sonuçta.
E ben CHP nin eylemlerine de terör eylemi, suç, hukuksuz demiyorum, ama diyeni var ve yandaş medya yalanlarıyla milyonlarcası yalan bir dünyada, sen de öyle bir yalan dünyadasın sadece kumandayı bir kaç istismar kelimesiyle elde tutan yandaş kanalların farklı... Aynı dozaja sahipsin, terör kavramının ne olduğunu 50 kez izah ettik anlamadın ki hangi anlamaktan söz ediyorsun?

Git başlığında yanıtla, tipik AKP yaklaşımı... Önce dürüst olmalı, mankurt edebiyatından bıktık yahu... Ben PKK terör örgütüdür demiyorum, aynen T.C. terör devletidir demediğim gibi, birisine terör örgütü diyebilmem için diğerine de terör devleti demem lazım(terör temel yöntemlerinden biri olmuş), ama bunun için amaca, stratejiye, tarihe, gelişim seyrine bakılır... Ben karşıyım bu ayrı bir konu, sizin cahil ve dürüst olamayışınız, AKP savcısı kafasında provokatif, şantaj esaslı isnat kafanız ayrı...

Terör kavramını bilerek, isteyerek sahte biçimlerle kullanıyorsun. Herkesin terörü kendine göre, dün Suriye'de teörist olanlar, şimdi kahraman, o gün vatan evladı olanlar şimdi terörist ilan ediliyor, kime göreliğe bağlı tanım yapılıyorsa onu yapan sadece cahil, mankurt, sahtekar ve ahmaktır... Bilinçli ve dürüst olan adamına göre değil, kavramları mahiyeti, içeriğine göre tanımlar ve kimse de sırf mutlu olacaksın diye sahtekar olmak zorunda değil(sen herhangi bir konuda çifte satandartlı, ikiyüzlü olabilirsin, ama herkesten beklememeli ve ucuz şablonlarınla kategorize etmemelisin). Dürüst, sağlıklı, objektif, bilimsel yöntem ve gerçekte ortada olan sorunun kaynağı neyse öyle yaklaşıyorum ve ona göre de yorumluyorum.... Türkiye en basit, en sıradan görünür, toplumsal alanda dahi, tam en az 15 yıldır AKP+MHP elinde AÇIK TERÖRLE YÖNETİLİYOR YAHU(evveli de öyleydi(hedefte daima solcular, azınlıklar vardı, süreğen düşman lazımdı birilerine), ama asker, polis, jandarma vesayeti önde tutulurdu!), bunu idrak edebiliyor musun? O kadar cahilsiniz ki, terör kelimesi 50 kez izah edildi, hala daha savaş, çatışma, şiddet, kavga gibi günübirlik şeylerle karıştırıyorsunuz. Terör esasında KORKU YÖNETİMİ, TEMELİNDE YÖNETMEK, HAKİM OLMAK, SÜRDÜRMEK, kabul ettirmek, sindirmek, boyun eğdirmek, lojistik olarak bitirmek gibi, stratejik, askeri-politik, ekonomi-politik amaçlar yatar... Örneğin son 1 yıldır CHP'ye karşı uygulanan şey hukuksuzluk değil, esasında terördür, ama sizin bunu anlama şansınız yok, çünkü anlayacak kapasite, bilinç dürüstlük yok. Eğer bir yerde en doğal fikri, hakkını dahi söylemekten korkmaya başlamışsan, orada hakim olan terördür, eğer bir yerde en doğal edinimlerin, aidiyetin, kültürün, cinsiyetin her ne ise, yaşamın olağan akışında, hayatın bir parçası olamıyor, olduğunda da karşılığı korku oluyorsa, orada hakim olan terördür, bunun örgütü, devleti, rejimi, hükümeti diye bir ayrımı yok. Terörün MEŞRUSU yok ve terörden ancak kaçınılmaz olarak yine terör doğar çünkü başka çıkış kapısı bırakmamak, başka türlüsünün olmaması veya bilinmemesi adına da terör hakim kılınmıştır!... Ve benim karşıma çıkıp, kendine meşru kıldığın baskı, şiddet, terörüne, korku yönetimi ve iklimine meşru kılıf uydurmak için bu tarz isnat esaslı safsata yöntemlerine başvuruyorsun, diyorum ya önce dürüst olmalı... Teröre karşı değilsin, çünkü herkesten çok kendin başvurma eğilimindesin, bitmesini de istemiyorsun ve o sebeple meşruluk sağladığını sandığın kılıflarla süsleyeceğin, yalnız kendine mahsus olmak üzere terör yönetimi istiyorsun. Ne yazık ki, bu tutumlardan çıkan analiz bu oluyor... Asıl sorun da burada(asıl konu da, sorunların kaynağındaki mesele de bu aslında. Kimsenin sorun ve konuları konuşmayıp, kendine her türlü özel ayrıcalık istemesi, kendi belirlediği kılıflar dışında kimsenin varlık gösterememesi, ülkenin, toplumun sorunlarından da beslenmeleri, sömürü, bu sorunların olması, terör yönetimi ve karşı terörün sürmesi için çalışılması... kırılamayan bu!)..

Nolan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Size göre solcular ve kürtler hep ezilmiş, hep. 100 yıldır ezilmişler, mahvolmuşlar. Türkler de bal kaymak yiyip keyiflerine bakmışlar.
Tek bir cepheden/pencereden Türk siyasetine bakıyorsunuz ve bu bakışınızda Türklere yer yok.
Türkleri ele almadan, 100 yıllık Türk devletinin sosyolojik analizini yapmaya çalışıyorsunuz.!
Daha cümleleri okumayı bilmiyorsun, solculuk ile Türklüğün ne alakası var? Ben Türkler diye bir kelime mi kullandım? 3 gram bilinç, biraz da anlama yetisi, biraz da dürüstlük lazım.... Ya da bu tarz sahte edebiyat kanınıza mı işledi, Akın Gürlek kafası gibi. Neden dincilerle, ırkçıların etkisinde kalanlar zerre farklı değil? Çünkü temelde aynılar, fark sadece malzeme ve bunların hamasetinden etkilendiğinizde de sıradan AKP'liden farkınız kalmıyor, değişen sadece size enjekte edilen yapay gündem, yapay hassasiyetler oluyor ve bunu anlamak için bilinç yoksa bile kendinize dışarıdan bakmaya çalışın...

Bunları nasıl uydurdun? Türkler üzerine veya anladığın kof şablonlar üzerine konuşmadım. Şimdi CHP'ye uygulanan baskının 100 katının 100 yıldır solculara ve Kürtlere uygulanmasından söz ettim. Diğer taraftan "kimse sırf bütün hayatı, evreni indirgediği "yüce dinimiz, ırkımız" afyonuyla ve söylemekle, insan gibi yaşam normlarına, sağlıklı ekonomi, hak, hukuka v.b. sahip, mesut, özgür falan olmuyor!" dedim, acaba ne anladın demeyecem zira zaten anlamamış üstüne de uydurmuşsun. Ülkenin yarısı 25 yıldır HÜLOOOOĞ DİYOR, insanlar, ülke, toplum ne kazandı? Yani demek istediğim insanlara dayattığınız ya dinci olun ya ırkçı, vatan, millet, sakarya kof, köhne motifi bize hiç bir şey katmadı, kazandırmadı, aksine köleleştirmekten ve keser, döner sap dönerle süre giden hırlaşmalardan öteye anlamı yok... 25 yılda göremediyseniz, burada ifadelerimin, kelimelerin zaten kifayeti yok(mankurtlar daima kendilere empoze edilene safça inanır, o hüloooğ diyenler de mezesi yapıldıkları sürü psikolojisinin,,, ülke, toplum ve gelecekleri, ahiretleri için iyi olduğunu sanıyor(aldatılmışlık), aynen ırkçıların etkisinde kalan diğer mankurtlar gibi... Duygu olarak farklı değiller. Kötü bir niyetleri yok, sadece aldatılmış, kanıksatılmış çok yönlü bir kölelik, kolay yönlendirilen sürü psikolojisi var ortada)...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #33  
Alt 17-08-2026, 16:53
Nolan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Nolan Nolan isimli Üye şuanda  online konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 28 Oct 2025
Mesajlar: 365
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
tam en az 15 yıldır AKP+MHP elinde AÇIK TERÖRLE YÖNETİLİYOR YAHU
Hem terör bitsin diye çerceve yasaya 'evet' diyeceksiniz, hem de bu yasayı çıkaran iktidarı terörle itham edeceksiniz.!
İçinde bulunduğunuz çelişkinin farkında mısınız?
Bana terör kavramını defaatle anlatmak yerine, ''neye evet diyoruz?'' ya da ''kime evet diyoruz?'' diye düşünsek mi acaba?
Yasa tanımayanların peşine düşerek, yasalardan, huzurdan, gelecekten bahsetmenin abukluğunun farkına varsak mı acaba?
AİHM kararlarını ya da Anayasa mahkemesi kararlarını bile tanımayanlarla aynı safta olup, burada sosyolojik analizler yapmanın irrasyonelliğini anlasak mı acaba?
Alıntı ile Cevapla
  #34  
Alt 17-08-2026, 20:32
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.945
Standart

Çerçeve yasa nedir, çerçeve yasanın arkasındaki plan nedir, çerçeve yasanın kökeni neye ve nereye dayanıyor, AKP iktidarı bu yasanın neresinde?

Bu yasayı hazırlayanların abilerinin kendi ağzından bir derleme.

Alıntı:

Türkiye'de kısa adıyla BOP(Büyük Ortadoğu Projesi'ne kaynak teşkil eden bu plan ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi'nde Haziran 2006'da yayınlanmıştır.

Şimdi..

Türkiye'de BOP haritası sıkça yayınlandı ama bu haritanın ne şekilde hayata geçirileceğine dair yani "ülkemiz ve bölgemizde neler yaşanacak ki bu harita hayata geçirilecek"..

İşte bunu anlatanımız belki de hiç olmadı.

Öyle ya 22 ülkenin sınırlarını değiştireceği zorbalığıyla ortaya çıkan ABD'nin bu işi nasıl adım adım gerçekleştirebileceği konusu hep karanlıkta kaldı.

Bunu aydınlatacağız…

Öte yanda BOP haritası yayınlandı yayınlanmasına ama bu haritanın bir eki yok mudur yani bu haritayı çizenler bunu neden yaptıklarını bir plan ya da makale ile anlatmamış mıdır?

Elbette bu harita tek başına değil, bunun da bir açıklaması var ve bunun da aydınlatılması gerekiyor.



DÖRT AŞAMALI PROJE

BOP yani sözüm ona Büyük Ortadoğu Projesi dört aşamalıdır: yönetimi ele geçirme, kaynakların yönetimini ele geçirme, etnik ve dinsel temelde ayrıştırma ve parçalama…

1NCİ AŞAMA: Hedef ülkelerin yönetimlerini ele geçirme:

Bunun için seçenek çok, ya "doğrudan işgal" tıpkı Irak'ta yapıldığı gibi, ya "iç karışıklık ve iç çatışma" çıkartmak yoluyla tıpkı Libya ve Mısır'da yaptıkları gibi, ya "hem iç savaş hem müdahale" yoluyla tıpkı Suriye'de halen yaşanmakta olduğu gibi ya da demokrasi eliyle demokratik seçimlerle o ülkenin yönetimini projeyle uygun hale getirmek.

2NCİ AŞAMA: Hedef ülkelerin kaynaklarının yönetimini ele geçirmek:

Bunun için de seçenek çok ya "özelleştirme" diyerek o ülkenin stratejik kaynaklarını doğrudan satın almak, ya "yabancı sermaye" diyerek kaynakları dolaylı satın almak tıpkı ülkemizde, Libya ve Mısır'da olduğu gibi, ya da doğrudan müdahale ile işgal edilen ülkelerde silahlı güçlerle kaynaklara el koymak tıpkı Irak'ta olduğu gibi. Böylece yeraltı ve yerüstü ekonomik hatta insan kaynaklarının yönetimini ele geçirmek…

3NCÜ AŞAMA: Hedef Ülkelerdeki insanları ayrıştırmak ve ayrışan grupları güçlendirmek:

İşgal edilen hedef ülkelerde birlikte yaşamakta olan insanları etnik, dinsel ve mezhepsel farklılıklar temelinde ayrıştırmak tıpkı Irak'ta olduğu gibi.

İç savaş sonrası hedef ülkelerde "ileri demokrasi, insan hakları ya da özgürlükler" diyerek ayrıştırmak tıpkı Suriye'de olduğu gibi. Ve yasal düzenlemeler ya da siyasi uygulamaları ile ayrışan grupları güçlendirmek tıpkı ülkemizde Türk-Kürt, Alevi-Sünni diye ayrıştırma gayretlerinin görüldüğü gibi.

4NCÜ VE SON AŞAMA: İşbirlikçi yönetimler eliyle ele geçirilmiş olan hedef ülkelerdeki devlet mekanizmasının ve kaynak yönetiminin gücünü kullanarak ya anayasal düzenlemelerle ya da ayrışan ve güçlendirilen grupları siyaseten kutuplaştırmak yoluyla bir iç kargaşa yaratarak, bunun sonucunda yine anayasal düzenlemeyle hedef ülkeleri parçalamak.

İşte "BOP BOP" diyerek bölgemizdeki ülkelerinin parçalanması ve sınırlarının değiştirilmesi için uyguladıkları planın satır başları budur.


ABD VE BOP

BOP Haritasını çizen Amerikalı bir asker Ralph Peter's'dir. Çizdiği harita ve bu haritaya ek gerekçeleri "Kanlı Sınırlar" başlığı altında açıklamış ve bunlar ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi'nin Haziran 2006 baskısında yayınlanmıştır.

BOP haritası öylesine açık yazılmıştır ki "bu planın uygulanması sonucunda Türkiye'nin kaybedeceği" vurgusu da uluslar arası ilişkiler açısından hiçbir kaygı duyulmaksızın yapılmıştır.

Aşağıda bu makalenin tam tercümesini bulacaksınız:

–"Uluslararası sınırlar hiç bir zaman tamamen adil değildir. Fakat sınırların birbirlerine zorladığı veya ayırdığı tarafları maruz bıraktığı adaletsizliğin derecesi çok önemli bir fark yaratır. Bu fark çoğu zaman özgürlük veya baskı, hoşgörü veya mezalim, kanunun veya terörizmin hüküm sürmesi hatta barış veya savaş arasındaki farktır".

‘ORTADOĞU VE AFRİKA'DA SINIRLAR DEĞİŞMELİ'

-"Dünyadaki en gelişigüzel ve tahrif edilmiş sınırlar Afrika ve Orta Doğu'dadır. Kendi çıkarlarını düşünen (kendi sınırlarını tanımlarken yeteri kadar problem yaşamış olan) Avrupalı'lar tarafından çizilmiş olan Afrika'nın sınırları milyonlarca yerli sakinin ölümünü provoke etmeye devam etmektedir. Ancak Orta Doğu'daki adaletsiz sınırlar – Churchill'den bir alıntı ile – yerel olarak tüketilebilecek miktardan daha fazla sorun üretir".

‘BU SINIRLAR KUTSAL DEĞİL'

-"Orta Doğu'nun işlevsiz sınırlardan çok daha fazla problemlere sahip olmasına karşın – kültürel tıkanıklıktan, skandal eşitsizlikler ve ölümcül dini aşırılıklara kadar- bölgenin toplu başarısızlığını anlama çabasındaki en büyük tabu İslam değil, kendi diplomatlarımız tarafından tapınılan çirkin ancak kutsal uluslararası sınırlardır".

‘BİZ BU PROJE İLE SINIRLARI DEĞİŞTİRECEĞİZ'

–"Tabi ki ne kadar katı olursa olsun, hiç bir sınır değişikliği Orta Doğu'daki tüm azınlıkları aynı anda mutlu edemez. Bazı durumlarda etnik ve dini gruplar bir arada yaşamakta, birbirleri ile evlenmekte ve birbirlerine karışmaktadır. Başka yerlerde kan bağı veya inanç bağı temelli birleşmeler günümüzdeki taraftarlarının beklediği kadar mutluluk verici olmayabilir.

–Bu makale ile birlikte verilen haritalarda öngörülen sınırlar, Kürtler, Beluclar, Şii Araplar gibi en kayda değer "kandırılmış" nüfus gruplarının maruz kaldığı yanlışları düzeltmeye çalışmakla birlikte Orta Doğu Hıristiyanları, Bahailer, İsmaililer, Nakşibendiler ve diğer birçok sayısal olarak küçük olan azınlıkları yeteri derecede temsil etmez".

–Ve unutulması güç bir yanlış, bölge ile ödüllendirmekle asla düzeltilemez: Ölmekte olan Osmanlı İmparatorluğu tarafından Ermenilere uygulanan soykırım gibi.

‘İSTANBUL BOĞAZI'NDAN İNDUS IRMAĞINA KADAR SINIRLAR DEĞİŞMELİ''

-"Ancak burada yeniden tasavvur edilen sınırların düzeltemediği tüm haksızlıklara rağmen, bu derece büyük hudut revizyonları olmadan, daha barış içinde bir Orta Doğu asla göremeyiz. Sınırlar ile oynanmasına şiddetle karşı çıkan kişiler bile, mükemmel olmasa dahi, İstanbul Boğazı ve İndus ırmağı arasındaki ulusal sınırların daha adil bir şekilde değiştirilmesine yönelik bir çalışma ile iştigal etmekten fayda göreceklerdir.

–"Uluslararası devlet idaresinin hatalı sınırların yeniden düzenlenmesi için hiç bir zaman etkili araçlar -savaşa ramak kala- üretmediğini kabul ederek, Orta Doğu'nun "organik" sınırlarını anlamak üzere zihinsel bir çaba gösterilmesi önümüze çıkan ve çıkmaya devam edecek olan zorlukların derecesini anlamamıza yardımcı olur. Düzeltilene kadar nefret ve şiddet üretmeye devam edecek insan yapısı muazzam deformasyonlarla karşı karşıyayız".

‘SINIR DEĞİŞİMİNDE ETNİK TEMİZLİK İŞE YARAR'

"Düşünülemez" olanı düşünmeyi reddeden ve sınırların değişmemesi gerektiğini söyleyenlerin yüzyıllar boyunca sınırların sürekli değiştiğini hatırlamalarında fayda vardır. Sınırlar hiç bir zaman statik olmadılar, ve Kongo'dan, Kosova ve Kafkaslara kadar olan sınırlar günümüzde dahi hala değişiyorlar.

5,000 yıllık tarihten bir diğer kirli sır da şudur: Etnik temizlik işe yarar.

‘İSRAİL VE KUDÜS AYRI BİR KONU'

-"Amerikalı okuyucular için en hassas olan sınır konusu ile başlayalım: İsrail'in komşuları ile makul bir seviyede barış içerisinde yaşamak için herhangi bir ümide sahip olması için, 1967 yılından önceki sınırlarına -meşru güvenlik kaygıları için gerekli yerel ayarlamalar yapılarak – geri dönmesi gereklidir. Fakat binlerce yıllık kan ile lekelenmiş bir şehir olan Kudüs'ü çevreleyen bölgelerin durumu bizim ömrümüz süresince çözümsüz kalabilir.

-"Tüm tarafların tanrılarını birer emlak kodamanı haline getirdiği bir konuda toprak için yapılan savaşlar en az petrol zenginliği veya etnik çatışmalar için yapılan savaşlar kadar açgözlülük barındırır. Bu sebeple üstünde fazlasıyla çalışılmış olan bu konuyu bir tarafa bırakalım ve göz ardı etmek için çok uğraşılmış konulara dönelim".

X X X

‘KÜRT DEVLETİ KURULMALI'

-"Balkanlar ve Himalayalar arasındaki adaletsizliği ile ünlü topraklardaki en göz alıcı haksızlık bağımsız bir Kürt devletinin yokluğudur. Orta Doğu'da bitişik bölgelerde yaşayan 27 ile 36 milyon arasında Kürt vardır (bu rakamlar muğlaktır zira hiçbir devlet dürüst bir nüfus sayımı yapılmasına müsaade etmemiştir).

-"Günümüz Irak nüfusundan daha büyük olan bu grup, düşük nüfus tahminini bile göz önünde bulundurduğumuzda Kürtleri dünyanın kendine ait bir devleti olmayan en büyük etnik grubu yapmaktadır. Daha kötüsü, Kürtler, Ksenofon'un zamanından beri yaşadıkları tepe ve dağların bulunduğu bölgeyi kontrol eden her devlet tarafından ezilmiştir".

‘IRAK SAVAŞINDA KÜRT DEVLETİ KURULMALIYDI'

-"Amerika Birleşik Devletleri ve koalisyon ortakları Bağdat'ın düşmesinden sonra bu haksızlığı düzeltmek için ellerine geçen muhteşem fırsatı görememişlerdir. Uyumsuz parçaların birbirlerine Frankenştayn canavarını andıran şekillerde dikilmesinden oluşan bir devlet olan Irak, o anda üç küçük devlete bölünmeliydi.

-"Korkaklık ve vizyon eksikliğinden bunu başaramadık ve Iraklı Kürtleri yeni Irak hükümetini desteklemeleri konusunda zorladık – ki bunu iyi niyetimize karşılık olarak isteyerek yapıyorlar. Ancak özgür bir halk oylaması gerçekleştirilecek olsaydı, hiç şüpheniz olmasın ki Irak Kürtlerinin neredeyse %100'ü bağımsız olmak için oy verirlerdi".

‘DİYARBAKIR'DAN TEBRİZ'E KÜRDİSTAN'

-"Şiddetli askeri baskılara maruz kalan ve on yıllar boyunca "dağ Türkü" olarak nitelendirilmek suretiyle kimlikleri yok edilmek istenen Türkiye Kürtleri de aynı şekilde oy verirlerdi. Ankara'nın önünde bulunan Kürt sorunu son on yıl içerisinde bir miktar kolaylaşmış olmasına rağmen baskı yakın tarihlerde tekrar yoğunlaştı ve Türkiye'nin doğusundaki beşte birlik bölümü işgal edilmiş bir bölge olarak görülmelidir.

-"Suriye ve İran Kürtleri de mümkün olsa bağımsız bir Kürdistan'a katılmak isterlerdi. Dünyanın meşru demokrasilerinin Kürt bağımsızlığını muzaffer kılmayı reddetmeleri medyamızı sık sık heyecanlandıran beceriksizce yapılan hafif günahlardan çok daha kötü bir insan hakları ihmalidir. Ayrıca Diyarbakır'dan Tebriz'e kadar uzanan bağımsız bir Kürdistan, Bulgaristan ve Japonya arasında en Batı yanlısı devlet olacaktır".

‘IRAK VE SURİYE'DEN AKDENİZ'E FENİKE/BÜYÜK İSRAİL)'

-"Bölgede yapılacak adil bir düzenleme Irak'taki üç Sünni ağırlıklı bölgeyi budanmış bir devlet haline getirecektir ve bu bölgeler zaman içerisinde Akdeniz'e yönelmiş bir Büyük Lübnan'a kıyılarını kaybetmiş olan Suriye ile birleşmeye karar verebilir ki bu durumda Fenike yeniden doğmuş olur.

‘SUUDİ DEVLETİ PARÇALANMALI'

-"Eski Irak'ın Şii güneyi, Basra Körfezinin çoğunu çevreleyecek bir Arap Şii Devletinin temelini oluşturur.

Ürdün mevcut bölgesini koruyacak ve güneye doğru Suudi'lerden alacağı bir bölge ile genişleyecektir.

Doğal olmayan Suudi devleti Pakistan kadar büyük bir parçalanma görecektir".

‘ARAPLAR'IN EN KÖTÜ RÜYASI SUUDİLER'

-"Müslüman dünyasındaki geniş tıkanıklığın temel sebeplerinden biri Suudi Kraliyet Ailesinin Mekke ve Medine'ye kendi hükümranlıkları gibi muamele etmeleridir.

İslam'ın en kutsal ibadet yerlerinin dünyanın en yobaz ve baskıcı rejimlerinden birinin – hak edilmemiş muazzam petrol zenginliğini yöneten bir rejim- polis-devlet kontrolü altında olması sayesinde Suudiler, disiplinci ve toleranssız inançlarına ait Vahabi vizyonlarını kendi sınırlarından çok ötesine yansıtma imkanını bulmuşlardır.

-"Suudilerin zenginliğe ve bu sayede nüfuza sahip olmaları peygamberin zamanından bu yana Müslüman dünyasının, ve Osmanlı işgalinden (Moğol işgali değil idiyse) bu yana Arapların başına gelen en kötü şey olmuştur".

‘MEKKE MEDİNE VATİKAN GİBİ OLMALI, DÖNÜŞÜMLÜ KONSEY YÖNETMELİ'

-"İslam'ın kutsal şehirlerinin yönetiminde bir değişikliğe gidilmesine Müslüman olmayanların bir etkisi olamayacak olmasına rağmen, Mekke ve Medine'nin İslami Kutsal bir Devlet – Müslüman Vatikan'ı gibi bir oluşum- içinde dünyanın en önemli Müslüman okulları ve hareketlerinin temsilcilerinden oluşan dönüşümlü bir konsey tarafından yönetiliyor olması ve bu sayede muazzam bir inancın geleceği hakkında fetva verilmesi değil tartışılabilmesine imkan tanındığını hayal edin".

‘SUUDİ DEVLETİ PARÇALANMALI'

-"Gerçek adalet -ki hoşumuza gitmeyebilir- Suudi Arabistan'ın kıyısal petrol sahalarını bu bölgede nüfusu yoğunluğu bulunan Şii Araplara ve güney doğu çeyreğini ise Yemen'e verir.

Riyad çevresindeki bakiye Suudi Bağımsız bölgesine sıkışan Suudiler, İslam'a ve dünyaya çok daha az zarar verebilme imkanına sahip olacaktır".

‘İRAN PARÇALANMALI'

-"Ele avuca sığmayan sınırları ile İran, topraklarının büyük bir bölümünü Birleşmiş Azerbaycan, Özgür Kürdistan, Arap Şii Devleti ve Özgür Belucistan'a kaybedecek, ancak günümüz Afganistan'ında bulunan Herat bölgesini kazanacaktır, bu bölge tarihsel ve dilbilimsel açıdan Pers İmparatorluğuna eğilimlidir.

-"İran aslında tekrar etnik bir Pers devleti haline gelecektir ve cevaplanması gereken en zor soru Bandar Abbas limanını tutması mı yoksa Arap Şii Devleti'ne mi terk etmesi gerektiği olacaktır".

X X X

‘AFGANİSTAN PAKİSTAN PARÇALANMALI'

-"Afganistan' Batı'da Pers'e kaybedeceği bölgeyi Pakistan'ın kuzey batı cephesindeki kabilelerin Afgan kardeşleri ile birleşmesi neticesinde (yaptığımız bu egzersizin amacı olmasını istediğimiz şekilde harita çizmek değil, yerel halkın tercihleri doğrultusunda harita bölgesini Özgür Belucistan'a kaybedecektir. Geriye kalan "doğal" Pakistan, Karaçi yakınlarında batıya doğru bir bölge haricinde tamamiyle İndüs'un doğusunda kalacaktır".

‘KUVEYT KALSIN BAE PARÇALANMALI'

-"Birleşik Arap Emirlikleri'nin şehir devletlerinin karışık bir kaderi olacaktır-gerçekte de muhtemelen olacağı gibi. Bir kısmı Arap Şii Devletine katılarak Basra Körfezinin çoğunu çevreleyebilir (Pers İran'ına müttefikten ziyade karşı denge olarak gelişmesi ihtimali olan bir devlet).

-"Tüm katı kuralcı kültürler ikiyüzlü olduğu için, Dubai'nin de ihtiyaçtan zengin ahlaksızlar için oyun bahçesi statüsü korunacaktır.

Kuveyt mevcut sınırları içerisinde kalacaktır, Umman gibi".

‘DİNSEL, ETNİK VE MEZHEPSEL PARÇALANMA'

–"Her durumda yapılan bu sınırların teorik olarak yeniden çizilişi, etnik yakınlık veya dini eyaletçiliği yansıtır- bazı durumlarda ikisini birden yansıtır. Tabi ki eğer sihirli bir değnek sallayarak konuştuğumuz sınırları değiştirebilecek olsak, bu değişikliği seçici ve titiz olarak yapmayı arzu ederiz.

-"Ancak, değiştirilmiş haritayı incelediğimiz ve bugünkü sınırları gösteren harita ile karşılaştırdığımızda, 20nci. yüzyılda İngiliz ve Fransızlar'ın çizdiği sınırların,19ncu yüzyıldaki büyük utanç ve yenilgilerden çıkmaya çalışan bölgede sebep olduğu büyük yanlışlıklar hakkında bir fikir sahibi olmamız mümkündür".

‘ANKARA-KARAÇİ HATTI TERÖRİSTLER İÇİN UYGUN ZEMİN'

-"İnsanların isteklerini yansıtan bir şekilde sınırların düzeltilmesi imkansız olabilir. Şimdilik. Ancak zamanla – ve kaçınılmaz sonucu olarak kan döküldüğünde- yeni ve doğal sınırlar ortaya çıkacaktır.

Babil birçok kere düşmüştür.

Bu esnada üniforma giyen erkek ve kadınlarımız terörizme karşı güvenliğimiz, demokrasi umudu ve kendiyle savaşması kaderi olan bir bölgedeki petrol kaynaklarına erişim için savaşmaya devam edecekler.

-"Ankara ve Karaçi arasındaki bölgedeki mevcut insani bölünmeler ve zoraki ittifaklar, bölgenin kendine verdiği acılar ile birleştiğinde aşırı dincilik, suçlama kültürü ve teröristlerin istihdamı için mümkün olabilecek en uygun zemini sunmaktadır. Erkekler ve kadınlar sınırlarına pişmanlık ile baktıkça, düşmanlar için de hevesli bir şekilde bakarlar".

‘ULUSALCILIĞIN EN KÖTÜ ÖRNEKLERİ BURADA'

-"Dünyanın ihtiyaç fazlası teröristleri ve kısıtlı enerji kaynakları ile Orta Doğu'nun mevcut deformasyonları, düzelecek değil aksine kötüleşecek bir durum vaat etmektedir.

-"Ulusalcılığın sadece en kötü yönlerinin tutunduğu ve dinin en bayağı yönlerinin, hayal kırıklığına uğramış bir inanca hükmetmekle tehdit ettiği bir bölgede, Amerika Birleşik Devletleri, müttefikleri ve hepsinden önemlisi, silahlı kuvvetlerimiz sonu gelmeyen krizleri bekleyebilirler.

-"Irak, ümit ile ilgili karşıt bir örnek teşkil ediyor olsa bile – eğer gereğinden önce topraklarını terk etmez isek- bu büyük bölgenin geri kalan kısımları hemen hemen her cephede daha kötüye giden problemler sunmaktadır".

‘SINIRLAR DEĞİŞTİRİLMEZ İSE BİZİM KANIMIZ DÖKÜLÜR'

-"Eğer büyük Orta Doğu'nun sınırları, kan bağı ve inanç bağının doğal bağlantılarını yansıtacak şekilde değiştirilemez ise, bölgede dökülen kanın bir bölümünün bizim kanımız olmaya devam edeceği hususunu dini bir inanç hususu gibi kabul etmemiz gerekecektir".

‘KİM KAZANIR – KİM KAYBEDER‘

–Kazananlar: Afganistan, Arap Şii Devleti, Ermenistan, Azerbaycan, Özgür Belucistan, Özgür Kürdistan, İran, İslami Kutsal Devlet, Ürdün, Lübnan, Yemen

–Kaybedenler: Afganistan, İran, Irak, Kuveyt, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Suriye, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Batı Şeria "

X X X


İşte çerçeve yasanın nedeni ve kökeni budur.
Alıntı ile Cevapla
  #35  
Alt 17-08-2026, 22:17
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.120
Standart

Sevgili bilgivehis,

Turkiye'yi islamcilardan kurtarip Amerikan anayasasi ile yonetmemiz gerekiyor. Oncelikle ABD eliyle demokrasi getirilmeli ve bir an once eyaletlere bolunmek uzere federal bir yapi kurmak gerekir. Ileriki 50 yilda belki islamin etkisi kirilirsa bunun halka yarari olur. Bu sayede hem din hem de Türk milliyetciligi gibi tabular kirilmis olur. Tabii bu dediklerim buyuk ihtimalle gerceklesmeyecek fakat olsaydi herkes icin daha iyi olurdu. ---ideal olanı söylüyorum yani---

Bu tabloda pkk'ye de ihtiyac yok. Inanılmaz Savas ve bilim ve teknik gelişmeler sonrası , daglarda gezerek bu teknolojiyle pkk zaten savaşamazdı. Bu belli ki, Ingiltere, Israil ve Amerikan cikarina da hizmet etmiyor, daha niye devam etsin? gerçekçi olmak lazım.

Oyle vatandi, bayraktı, topraktı, Sakarya'ydi, dusmandi, milliyetçilikti, efendim bilmem neydi...bunlarin hepsi hikaye. Bunlar 100 yıl önceki kavramlar. Tum bu kavramlar unutulmalı ve yeni kavramlar benimsenmeli; insan hakları gibi, özgürlük gibi, demokrasi gibi, federalizm gibi... Vatan millet Sakarya miladi dolmuş kavramlardır.

Bakiniz, bu bir evrimdir; kültürel, politik ve ekonomik bir evrimdir. illa eskiye ve eskiye dair kavramlara yapisip kalmanın bir anlamı yok. Yine sol'du, sosyalizmdi...bunlar da sscb ile çökmüş, gitmiş kavramlar. Eskimis kavramlar.

Şimdiki kavramlarımız efendim aile, pozitif iliskiler, insan hak ve özgürlükleri, kapitalizm, demokrasi, federalizm.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

Konu Andrew tarafından (17-08-2026 Saat 23:02 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #36  
Alt 18-08-2026, 00:47
Nolan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Nolan Nolan isimli Üye şuanda  online konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 28 Oct 2025
Mesajlar: 365
Standart

Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Oyle vatandi, bayraktı, topraktı, Sakarya'ydi, dusmandi, milliyetçilikti, efendim bilmem neydi...bunlarin hepsi hikaye. Bunlar 100 yıl önceki kavramlar.
Avrupa'da milliyetçilik revaçta değil mi?
Hatta aşırı milliyetçilik.!
Tüm Avrupa ülkeleri sınırlarını korumak adına inanılmaz çaba göstermeye başlamadı mı?
Ulus/bağımsız devlet anlayışının ne kadar önemli olduğu tekrar ortaya çıkmadı mı?
Son yıllarda askerlikle ilgili gelişmeler, bu dediklerini yanlışlamıyor mu? Bazı ülkelerin zorunlu askerliği geri getirmesi veya bazı ülkelerin de askerlik süresini uzatması.

Demek ki sen mesela İspanya başbakanı Pedro Sánchez olsaydın, ülkelerini işgal eden Faslıları iade etmeyecektin. ''Milliyetçilik, toprak gibi şeyler geride kaldı, buyrun İspanya sizin olsun'' diyecektin herhalde.!
Alıntı ile Cevapla
  #37  
Alt 18-08-2026, 05:31
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.120
Standart

Sanirim ben biraz yanlis anlasildim. Biraz daha acarsam ne demek istedigimi daha iyi anlatabilirim. O zaman en azindan anlasilma adina sorun kalmaz.

Bak Nolan, once temel aldigim ilkeden, prensipten bahsedeyim, sonra senin verdigin ornekler uzerinden gideyim. Ben vatan, millet, bayrak, din, Sakarya, toprak, milli dava, milli degerler, beka meselesi vesaire gibi kavramlar uzerinden siyaset yapilmasina karsiyim. Yani siyasi arenada surekli bu sembollerin one cikarilip insanlarin bunlar uzerinden harekete gecirilmesini dogru bulmuyorum. Cunku bunlarin hepsi siyasilerin toplumdaki farkli aidiyetleri kasimak, o aidiyetleri gidiklamak, insanlari mobilize ve hipnotize etmek ve boyle yaparak kendi siyasi guclerini, kralliklarini, padisahliklarini devam ettirmek icin kullandiklari arac gerecler. Devletler, siyasi partiler, liderler bunu dunyanin her yerinde farkli sekillerde yapiyor.

Kimine Ataturkculuk gazi verirsin, kimine milliyetcilik gazi verirsin, kimine din uzerinden gaz verirsin, kimine isci-emekci, sinif ve esitsizlik uzerinden gaz verirsin, kimine milli davamiz, beka meselesi, vatan elden gidiyor dersin, kimine baska bir sey soylersin. Insanlarin hangi aidiyeti kuvvetliyse oradan yakalarsin. Sonra toplum Turkcu, Kurtcu, Islamci, Ataturkcu, sagci, solcu, sosyalist, milliyetci diye parcalara ayrilir ve herkes kendi kutsalinin pesinden gider. Siyasetci de bunun ekmegini yer. Benim karsi ciktigim temel olarak bu. Bence siyaset ve parlamento bu tur semboller, kutsallar ve tabular uzerinden degil, insanin gunluk hayatina gercekten dokunan seyler uzerinden yurumeli. Insan haklari ve ozgurlukleri ne durumda, hukuk calisiyor mu, demokrasi var mi, egitim bilimsel mi, universiteler ozgur mu, ekonomi duzgun mu, insanlar iyi egitim alabiliyor mu, liyakat var mi, devlet vatandasina adil davraniyor mu, insanlar dusuncesini korkmadan soyleyebiliyor mu, cocuklar iyi yetisiyor mu, insanlarin yasam kalitesi nasil; yani ve yani siyaset bunlari konusmali ve çözüm bulmalı.... Siyasetcinin gorevi benim milli veya dini duygularimi kabartmak degil, bana mumkun olan en ozgur, en guvenli ve en iyi yasam kosullarini hazirlamak. Onun gorevi bu. Benim bahsetmeye calistigim temel prensip bu. Yoksa ben devlet diye bir sey olmasin, sinirlar kaldirilsin, ordu dagitilsin, guvenlik onemsenmesin, isteyen istedigi ulkeye girsin, hatta gelsin ulkeni isgal etsin demiyorum. Bunlar tamamen baska meseleler. Devlet elbette kendi guvenligini saglayacak, elbette sinirini kontrol edecek, elbette vatandasini koruyacak. Zaten devletin isi bu. Fakat bunu yapmak icin milliyetcilige ihtiyacin yok. Bir devlet kendisini gayet hukuki, toplumsal, ekonomik, guvenlik kaygilariyla koruyabilir. Mesela senin verdigin ornekten gidelim. Bak cok acikca soyleyecegim. Ben Ispanya Basbakani olsaydim tamam mi, ulkeye gelen insana ilk olarak Fasli mi, Cezayirli mi, Misirli mi diye bakmazdim. Adam sari mi, siyah mi, beyaz mi, yesil mi ona da bakmazdim. Benim icin mesele adamin hangi milletten oldugu degil, o ulkeye niye geldigi onemli. Bir de geldiginde nasil bir vatandas olacak, nasil bir insan olacak. Mesela suc gecmisi var mi, teror baglantisi var mi, guvenlik acisindan okay mi, ulkenin hukukuna, kanunlarina saygili mi, dil ogrenmeye istekli mi----sahsen bazi Meksikali arkadaslarim var, 20 yildir buradalar, tek kelime Ingilizce bilmiyorlar ve bilmek de istemiyorlar, adapte de olmak istemiyorlar, google translate kullaniyorum onlarla konusurken----, calisacak mi, egitim duzeyi nedir, meslegi nedir, ben sahsen tamam mi bunlara bakardim. Daha baska kriterler de koyarsin, uzatabilirsin..... Ama adam Fas'ta dogmus diye otomatikman onu tehdit, Norvec'te dogmus diye de gozum kapali degerli gormezdim yani. Dedigim olaylara bakardim. Yani uzatmadan soyleyecek olursam, insan olarak davranisi ve icerisinde yasayacagi topluma karsi tutumu ne, bunlar onemli. Kriterlere uymuyor mu, gerekirse almazsin, gerekiyorsa hukuk icerisinde sinir disi edersin. Bunun milliyetcilikle ne alakasi var? Burada yaptigin sey bir etnik kimligi veya bayragi kutsamak degil, ulkede yasayan insanlarin guvenligini korumak. Ben zaten insani merkeze koyuyorum. Dolayisiyla siniri da insan icin korursun, devleti de insan icin yasatirsin, ekonomiyi de insan icin yonetirsin. Benim "vatan millet Sakarya devri gecmeli" derken anlatmaya calistigim sey de asagi yukari bu. Bu kavramlar artik eskimis kavramlar...Bu kavramlar milleti uyutmak icin kullanilan eski ve miladi dolmus kavramlar.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #38  
Alt 18-08-2026, 05:50
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.120
Standart

Yukarida detayli anlattiklarimi Turk devleti kendi yapabiliyorsa yapmali—ki yapamiyor o yuzden bayatlamis kavramlarla ulkeyi yonetiyor— o halde alsin Amerikan anayasasini uygulasin yada daha iyisi direkt Amerikan mandasina girsin. Bati'nin iyi seylerini alalim, kotu seylerini birakalim diye bir sey olmaz; alacaksan herseyini alacaksin. Yada yonetimi vereceksin onlara. Benim cozum onerim bu…

Yoksa Turk bayragi, toprak, cengel biyik…bunlar bos isler; toplumu hipnotize etmek icin kullanilan ucuz numaralar.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #39  
Alt 18-08-2026, 06:07
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şuanda  online konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.701

Onur Üyeliği 

Standart

Nolan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Hem terör bitsin diye çerceve yasaya 'evet' diyeceksiniz, hem de bu yasayı çıkaran iktidarı terörle itham edeceksiniz.!
İçinde bulunduğunuz çelişkinin farkında mısınız?
Bana terör kavramını defaatle anlatmak yerine, ''neye evet diyoruz?'' ya da ''kime evet diyoruz?'' diye düşünsek mi acaba?
Yasa tanımayanların peşine düşerek, yasalardan, huzurdan, gelecekten bahsetmenin abukluğunun farkına varsak mı acaba?
AİHM kararlarını ya da Anayasa mahkemesi kararlarını bile tanımayanlarla aynı safta olup, burada sosyolojik analizler yapmanın irrasyonelliğini anlasak mı acaba?
Benim bir şeye evet dediğimi duydun mu? Okudun mu ya da Ben bu sürecin AKP+MHP döneminde olmasına bile karşıyım yahu! Yazdıklarımı gerçekten hiç anlamıyorsunuz... Ben hiç bir ifademde ne bu rejimle böyle bir süreci olumladım ne de tek bir destek ifadem oldu?

Ama sen ayrımcılığa, kamplaştırmaya programlı olduğun için, sürece karşı çıkılmasını istiyorsun, senin sorunun bu. Sosyal adalet, hak, hukuk, sosyal demokrasi, sosyal adalet ve sosyal devlet v.b. istiyorum, bunun AKP ile de, sözde süreciyle de ilgisi yok ve elbette sen+AKP+MHP+İYİP+Özdil v.b. zübük medya mafyaları bu isteğime karşı çıkacaksınız(NASIL DA ORTAKLAŞIYORSUNUZ değil mi), çünkü ırkçı bir taban ve köhne dönemlerde kalmış ırkçı devlet modelinden ve hatta aslında birebir Osmanlı devlet modelinden besleniyorsun.. Neden? işte onu da kendi gerici, ırkçı veya dinci(bir farkı yok) modeline sormalısın, burada sayfalarca anlatamam ki! Son 15 yıl zaten yeterince açık özetledi, ha dinci, ha ırkçı çağ dışı, insanı, sosyal hayatı, toplumu önemsemeyen, siyasal dinci veya siyasal ırkçı sembolleri insandan, insan hayatından, bilimden, akıl, mantıktan her şeyden üstün tutan(koyunlaştırma) köhne model, fark etmiyor... Altı üstü homo-sapiensleriz...

Kısaca ben AKP ve kleptokraik faşist rejimi çeşitli menfaat veya entrikaları adına sözde barış süreci veya "terörsüz türkiye" diyor diye, GÖRÜŞÜMDEN VAZ geçemem ki? Sosyal adalet, eşitlik, hak, hukuk istiyorsam bu benim kişilerden, partilerden v.b. bağımsız temel görüşüm, düsturumdur...

İkincisi daha öncede izah ettim, şu an AKP+MHP ile ortak platformda buluştuğun şeyler nereden baksam %80'dir, benim ise %30 bile olmaz... 2+2=4 diyorsa, sen de diyorsan e? Böyle sürekli safsata üretiyorsun, uyarıyorum yine devam ediyorsun, yahu hadi milyonlarca sürüyü, koyunu geçtim sen neden sürü aldatma taktikleri, yöntemlerine bu denli giriyorsun? Derdin ne? Kısaca GENEL GEÇER şeyler üzerinden stratejik v.b. ortaklık kurulmaz... Ben 2+2=4 diyorsam, yarın herhangi bir parti de 2+2=4 derse, bu benim o parti ya da kurumlarla ortak olduğum ve şu ya da bu politikalarını desteklediğim anlamına gelmez, ama sırf onlar da 2+2=4 dedi diye kalkıp 2+2=5 de diyemem, bunu anlayamayacak kadar kör olmamalıyız ...

Sorun açık, 21. yüzyıldasın hala daha pespaye dincilik, ırkçılıkla aldatılma, sürüleştirilme ve parçalanıp, ayrıştırılıp, KAMPLAŞTIRILIP, sömürülüp, köleleşme, kullanılma, hülooğlaştırılma derdindesiniz... Bak sorun bu, gerisi, sorundan faydalananların ürettiği sorunlar v.s. Sineklerle uğraşarak bir yere varamayız, bataklığı görmek gerekir, SEN ÖNCE SORUNU GÖR, DİLERSEN "AKP DÖNEMİNDE olmaz bu iş" de! Ama sorunu görmüyor aksine SORUNU ÜRETİYOR VE BU SORUNU ÜRETMEYİ SAVUNMAK adına türlü kılıf uyduruyorsunuz, AKP'ye itiraz ederken de yanlış olanı, bu sorunu doğuran sebepleri yüceltmiş olmamalısınız(anlaşamadığımız kısım burası, AKP ne olduğu belli, ama sizin duruşunuz çok daha kamplaştırıcı, faşist ve geri, sorunu üreten bir kulvarda! o kadar ki geriye düşüyorsunuz). Sorun şu ki o kılıfların benim görüşümle, baktığım zeminle zerre ilgisi yok...

Sürekli aynı yanlış şeyi tekrar edip durursan bir yere varamayız... İnsan, toplum, hak ve hukuk, sosyal adalet, ekonomi-politik adalet demeyi kabullenmediğin sürece, sana ne söylense anlamı yok, işte asıl diğer sorunumuz bu... Önce NE oldu, oluyor, peki ne OLMALI? Bunu ortaya koy, sonra olana bak... Basit, her sorun, o sorunu üreten kaynakla çözülür, gerisi ahmahlık ve ahmağı bol ülkelerde, sömüren bir azınlık da daima olacaktır ve bu azınlığın menfaatleri uğruna binbir çeşit sorun üretilecek....

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #40  
Alt 18-08-2026, 06:43
Baskoylu Baskoylu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Sep 2012
Mesajlar: 1.282
Standart

Abdullah Öcalan'ın kayınpederi Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bünyesinde görev yapmış bir memur/ajan olan Ali Yıldırım'dır.
Konunun detayları ve bilinen gerçekler şu şekildedir:
Kayınpederi Hakkındaki Gerçekler Kimliği: Abdullah Öcalan'ın eski eşi Kesire Yıldırım'ın babası Ali Yıldırım'dır.
MİT İlişkisi: Ali Yıldırım, MİT içinde en üst düzey makam olan "Müsteşarlık" görevini hiçbir zaman yürütmemiştir. Ancak dönemin haber kaynaklarında ve T24 ile NTV Haber gibi mecralarda yer alan bilgilere göre, kurum içinde uzun yıllar memur, takip personeli veya ajan olarak görev yaptığı ortaya çıkmıştır.
Sabah; Alintidir.

Yukarida goruldugu gibi 1975 ve 1976 donemlerinde Mit icinde gorevli AJan ve bilinmiyen misyonlarin sahibi olan Ali Yildirim.
Aptal bir konumu olan piyon APO, kolay elde edilecek birey olmasindan dolayi. BOL, PARCALA VE YONET politikasini asirlarca yuruten Osmanli ve onun devami olan Irkci, Milliyetci ve Gerici Fasist Kemalist mantigin bir urunudur.
PKK kurulusunda buyuk rol oyniyan, APO denilen Devlet Ajanin Damadi Ajanlik gorevini ustlenmis, Devletin emir ve drektifleri ile hareket eden bir piyondur. ozellikle 68 Kusagin yaktigi kizil mesaleyi bolup parcaliyarak sondurme cabasidir.
Parti icinde one cikmis kadrolarini tek tek yok etmeye calisan.
Kesintisiz Tek Tarafli Ates Kes Ilan Eden.
Parti MK icinde gorevli ve kararli insanlarin katledilmesinde veya yakalanmasinda buyuk rol oyniyan.
Ulkeden ulkeye gonderilerek T.C ile isbirligi icinde kendisini Kenya`da yakalatan. BENIMDE ANNEM TURKTUR sozlerinin akabinde BENDE SIZDENIM, GOREVLI BIR AJANIM Dememesi gelinen asamada gerekenlerin oyun ve uyutma politikasindan baska bir sey degildir.

PKK ,
Hizbullah,
Aleviligi
ortaya cikarip ve buna benzer farkli yontemelere bas vuran Fasist duzen ve onun kafatasci Emperyalsit yapilanmalardir.
Politika sudur.
BOL, PARCALA VE YONET.
BOLMEZSEN, PARCALAMAZSAN YONETEMEZSIN.
ZAYIF DUSERSEN, SALTANATIN BITER POLITIKASIDIR.....

MILLIYETCILIK COCUKLUK HASTALIGIDIR. INSANLIGIN DA KIZAMIGIDIR. EINSTEIN.
ADOLF HITLER VE MUSSOLINI GIBI IRKCILARIN USTASI, ATATURK`TUR
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:34 .