
24-01-2010, 13:23
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880
|
|
Kuran'a göre Cinler - ya da ''Hanif Müslümanların'' Çıkmazlarına Bir Örnek
1. Akıl ve Nakil Arasında Sıkışan Hanif Dostlar
2. Cin'in Klasik Tanımı
3. Kuran Öncesi Dönemdeki Araplarda Cin İnancı
4. ''Etimolojik Köken'' ve ''Kullanımdaki Anlam'' Farkı
5. Kuran'daki Cin
6. Başarısız Mecaz !
7. Sonuç
1. Akıl ve Nakil Arasında Sıkışan Hanif Dostlar
Cinlerin, şeytanların, meleklerin varlığına -klasik müslüman tasavvurundaki şekliyle- inanmak, 2010 yılında artık epey bir gülünç durmakta. Birçok aklı başında müslüman da bunun elbette ki farkında. Ne var ki, bu doğaüstü varlıklardan sadece Hadislerde değil, bizzat Kuran'da da uzun uzun bahsedilmiş. Dolayısı ile, inanç zincirinden bir türlü kopamayan müslümanlara iki seçenek kalıyor: Ya bu doğaüstü varlıkların olduğuna kendini inandırmaya çalışacaksın ve aklına ihanet etmiş olacaksın. Ya da bir şekilde ilgili Kuran ayetlerini eğip bükerek, zorlama tevil ve yorumlarla, adeta kaba kuvvetle Kuran'da aslında bambaşka birşey kastedildiğini, 1400 yıl boyunca müslümanların tamamına yakını tarafından bunun yanlış anlaşıldığını savunacaksın. Ve hem aklına hem de kendi dinine ihanet edeceksin...
''Hanif''(1) müslüman kardeşlerimiz de işte bunu yapmaktalar. Aklı kurtaralım derken, hem akla hem de kendi dinlerine tecavüz etmekteler...
Gerçi ''Hanif'' olmayan bazı müslümanlardan da ''cin kelimesiyle aslında Kuran'da enerji kastedilmiştir'' veya ''insan ruhu/alt-beni veya üst-beni vs. kastedilmiştir'' gibi, uçuk-kaçık, mesnetsiz, keyfi yorumlar okumaya alıştık artık.
Bu başlıkta Kuran'ın zaman ve mekandan münezzeh, sonsuz güç ve bilgi sahibi, mükemmel, bir ve tek Yaratıcı'nın kelamı olduğu varsayımından hareketle (yani bu aksiyomu farz-ı muhal diyip tartışma boyunca kabul ederek), ön-yargısız bir şekilde bakmaya çalışalım: Kuran'da geçen cinlerden ne kastedilmiş olabilir?
2. Cin'in Klasik Tanımı
Klasik müslüman tasavvuru ile cin'in tanımı şöyle yapılabilir:
Cinler ''bedenleri ateş, hava, râyiha gibi maddelerden teşekkül etmiş, akıl ve irade sahibi, latîf, görünmez varlıklardır. Bu özeliklerinden dolayı da duyu organlarımızdan gizli bulunmaktadırlar.''(2)
Kabul etmeliyiz ki, bu gibi varlıklara inanmak 2010 yılında artık neresinden bakarsak bakalım -tek kelimeyle- komik. Gerçi Türkiye'de her köyümüzde mutlaka en az bir cin vakası vardır. Sıradışı olayları doğaüstü açıklamalarla anlaşılır kılmak için, her toplum kendi dinine, örfi efsanalerine uygun bir şekilde hikayeler üretir. Hatta belki forumumuzun (hanif olmayan) müslüman üyelerinden de kendi ''cin tecrübelerini'' yazanlar çıkacaktır bu başlığa.
Ama az çok aklı başında, hurafelere (kaynağı ne olursa olsun) itimat etmeyen müslümanlar, en azından kendi içlerinde -belki taa derinliklerinde bir yerlerde- aslında kendilerini ne kadar da komik birşeye inandırmak için zorluyor olduklarının, en azından bu cin, şeytan, melek meselesinin sorunlu bir mesele olduğunun farkındadırlar sanırım (müslümanlığımın son yıllarında bende öyleydi en azından).
İşte bu sebeple sözde rasyonel Hanif arkadaşlar böyle bir cin tanımına karşı çıkarlar. Kuran'daki cin ayetlerinin aslında, normalde algıladığımız gibi insan dışı ayrı bir cins varlığa değil de, insanın kendi içindeki görünmez bazı yanlarına veya özelliklerine işaret ettiğini iddia ederler. Yani yukarda tarif edilen ve İslam dünyasının 1400 yıldır tamamına yakınının inandığı türden cinlerin olduğuna inanmazlar. Kuran'ın, ''cin'' kelimesi geçen ayetlerde, mecazi ve temsili anlatımlarla insanın kendi doğasına ilişkin bazı dersler verdiğini savunurlar.
Aslında bu akımın ''modern'' pek yanı olduğu da söylenemez. Nitekim İslam tarihinde Farabi, İbn Sina gibi önemli felsefecilerin ve mutezile mezhebi gibi rasyonel ekollerin -klasik anlayıştaki- cinleri reddettikleri bilinmektedir. (3) Bu akılcıl ekollerin -klasik anlamdaki- cinlerin olamayacağına, en azından böyle birşeye inanmak için yeterli delil olmadığına dair getirdikleri argümanlar şüphesiz bugün de geçerlidir. Ne var ki , ''apaçık'' Kuran metni ile hala çelişmektedir. Bu yüzden bu görüşler 1400 yıl boyunca -ve Kuran merkezli bir bakış açısından haklı olarak- büyük çoğunluk tarafından nakli delillerle reddedilmiştir. 1400 yıllık İslam Dünyasının farklı asır, kültür ve mezheplerine ait, gelmiş geçmiş müslümanlarının -avamından havasına kadar- tamamına yakını, işte bu klasik anlamdaki cinlerin varlığına inanmıştır ve hala inanmaktadır.
3. Kuran Öncesi Dönemdeki Araplarda Cin İnancı
Non-teistlerin de, hanif müslümanların da, sünni veya diğer mezheplerdeki müslümanların da kolayca hemfikir olabileceği bir nokta var ise, o da Kuran'ın genel olarak, ''gönderildiği'' dönemdeki ve mekandaki insanların konuştuğu dille, yani 7. yüzyıl Hicaz Arapçası ile ''söylenmiş'' olduğudur. Zaten birçok Kuran ayeti de ''anlayasınız diye sizin dilinizden gönderdik'', ''siz anlayasınız diye Arapça kıldık'' gibi ayetlerle bunu teyid eder.(4)
Öyleyse, ilk yanıtlamamız gereken soru, Kuran'ın hemen öncesi dönemdeki Araplarda, yani 7. yüzyıl Hicaz Arapçasında ''cin'' kelimesinin kullanımda olup olmadığı ve varsa hangi anlamda kullanıldığıdır. Bu soruyu araştırdığımızda görüyoruz ki, ''cin'' kelimesi o dönemin Araplarında zaten vardı, kullanımdaydı ve de ''klasik tarifinde'' olduğu gibi insan dışı, görünmez, fakat insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi ayrı bir cins varlığı anlatıyordu.
- ''Hicaz bölgesinde yaşayan Câhiliye Arapları, kendilerini çevreleyen tabiatın cinlerle dolu olduğuna ve bunların özel vasıtalarla kendi hizmetlerine alınabileceğine inanmaklaydılar. Yine bu devir halkı cinleri Allah'ın kızları saymaktaydılar. Onlara göre, çöller ve yüksek dağlar cinlerle doluydu. Yine onlara göre cinler, insan gibi özel bir cinsi teşkil eder, onlar gibi yeryüzüne dağılırlardı. Gövdeleri insanlarınkine benzemeyip, ateş veya havadan yaratılmışlardı. Onun için cinler insanın gözüne görünmezler, ancak pek nadir durumlarda görünürlerdi. Cinler, hayır ve şer işleri yapmaya da muktedir sayılırlardı. Bu sebeple onların teveccühünü kazanmak, onlara saygı göstermek ve ibâdet etmek gerekirdi. Her cinin belirli bir yeri olduğu ve kayaları, ağaçları, pulların içini mesken edindikleri kabul edilirdi. Her kabilenin veya bir kaç kabile topluluğunun özel bir cini, bir kayası, bir ağacı veya bir putu bulunur, bunun yanında belirli bir topluluk ikâmet eder ve dinî görevi yerine getirirdi. Aslında yalnız Araplar değil, bütün Sâmî uluslar, bu düşüncelerle ulu ağaçların, mağaraların, pınar başlarının ve büyük kaya parçalarının tekin yerler olmadığına ve ruhlarla, cinlerle meskûn olduğuna inanıyordu.''(5)
- ''İslâm'dan önce Araplar cinlere bazı tanrısal güç ve yetenekler yükler, onlar adına kurban keserlerdi. Cinlerin kâhinlere gökten haberler getirdiğine inanırlar; böylece Allah ile bu gizli varlıklar arasında bir bağ kurarlardı. Câhiliye Araplan'nın bir kısmı şeytanın şer tanrısı olduğuna inanır, melekleri Allah'ın askerleri, cinleri de şeytanın askerleri sayarlardı.''(6)
- ''İslam öncesi Arapların inancında cinler görülmez varlıklardı, fakat görülen dünyada -yılan, kertenkele ve akrep gibi- muhtelif şekiller de alabilirlerdi. Bir insanın bedenine bir cin girdiğinde, o insan delirir veya cinnet geçirirdi.''(7)
Muhammed öncesi ve Muhammed zamanında yaşayan şairlerin, şiirlerinde ve şiirsel anlatımlarında da ''cin'' kelimesi işte bu klasik anlamıyla geçerdi.(8)
Görüldüğü gibi Kuran ve Muhammed öncesi Arap toplumu zaten ''cin'' adını verdikleri, görülmez, insandan farklı, ama insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklara inanmaktaydılar. Kuran ise böyle bir cin inancına karşı çıkmadı, bilakis teyid etti, fakat bu inancın bazı ''yanlış bulunan'' yanlarını eleştirdi.
Örneğin Kuran öncesi Araplar bazı cinlerin, Tanrı çocuğu ve böylece tanrısal olduğuna inanırdı. Ve Kuran işte bu inancı eleştirmekte.
- En’âm / 100
Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa ki onları da Allah yaratmıştı. Bilgisizce O'na oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Haşa! O, onların ileri sürdüğü vasıflardan uzak ve yücedir.
- Sâffât / 158
Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
Başka bir ayette ise cinlerin ''gayb''ı bildiği inancı eleştirilmekte:
- Sebe’ / 14
Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.
4. ''Etimolojik Köken'' ve ''Kullanımdaki Anlam'' Farkı
Buraya kadar anlatılanlardan bile açıkça anlaşılıyor ki, Kuran ''cin'' derken, ''klasik islami tanımıyla'' cinlerden bahsetmektedir. Çünkü hem bizzat müslüman tarihçilerin, hem de gayri-müslim araştırmacıların yazdıklarına göre, Kuran öncesi (''cahiliye'') Araplarında zaten böyle bir inanç vardı ve bu varlıklara da zaten ''cin'' denilmekteydi. Kuran da işte bu şekilde kullanımda olan bu kelimeyi kullanarak aynı varlıklardan bahsetti, fakat -yukardaki ayetlerden görüldüğü üzere- ''cahiliye'' inancındaki bazı yanlış bulunan yönleri eleştirdi. Ama ''cin'' adı verilen, görülmez, insandan farklı, insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi varlıkların olduğunu teyid etti.
Bu tespitten sonra, '' Ama cin kelimesi aslen 'görülmez, kapalı, örtülü' demektir, dolayısı ile bu ayette kastedilen görülmez herşey olabilir. Örneğin 'bilinç' veya psikolojik terminolojide kullanılan 'alt-ben', 'üst-ben' gibi kategoriler kastedilmiş olabilir.'' gibi bir açıklama akla hakaret olur.
Bir kelimenin ''doğru anlamı'', konuşanın/yazanın ne kastettiğidir. Yoksa ''ben burdan hangi anlamları çıkartabilirim'' sorusu ile yaklaşırsak sadece kendi hayal gücümüzün zenginliğini sergilemiş oluruz. ''Doğru anlamı'', yani ''sözün sahibinin kastetmiş olduğu anlamı'' bulmak için ise bir takım semantik ve hermenötik ilke ve yöntemlere riayet etmek gerekir (ki özellikle eski klasik tefsirlerin genellikle, bu kaidelere büyük hassasiyetle riayet ettiğini görüyoruz).
Doğru anlam, kelimelerin etimolojik kökenini araştırarak bulunmaz. Genel olarak etimoloji ''ne kastedilmiş olabilir?'' sorusuna cevap verecek bir bilim dalı değildir. Her kelimenin bir tarihi vardır. Herhangi bir şekilde türemiş veya yabancı bir dilden alınmış, zamanla hem okunuş, hem yazılış hem de anlam olarak birçok farklılıklara uğramış olabilir. Bir metinde belli bir kelimenin hangi anlamda kullanıldığı sorusu, o kelimenin tarihi ve dilbilgisel kökenlerine giderek değil, metnin yazılış tarihindeki anlamını bularak (ve tabii aynı metinde hangi bağlamlarda geçtiğini inceleyerek) yanıtlanabilir. ''Cin'' kelimesi ise Kuran'ın ''söyleniş'' döneminde, Araplar tarafından görülmez, insan haricinde, fakat insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklar için kullanılmaktaydı. Ve Kuran, işte bu kelimeyi bu bağlamda kullandı. Hatta ''cahiliyedeki'' cin inancının bazı yönlerini eleştirerek, genel olarak bu tür doğaüstü, biliç ve irade sahibi varlıkları teyid etti.
Hanif arkadaşlarımızın, Kuran'dan kendi arzuladıkları anlamları çıkartmak için, sıkça başvurdukları '' etimolojik kökene gitme'' yöntemi, aslen anlamı keyfiliğe ve öznelliğe teslim etmekten başka birşey değildir.
Örneğin gazete manşetinde '' Vatandaşa Polis Şiddeti'' haberini okuyunca, herkes ne kastedildiğini anlar. Çünkü üç kelimenin de, bugün (yani manşetin atıldığı tarihte) kullanımda olan malum bir anlamı vardır. Polis'ten kasıt biliyoruz ki, ''kamu düzenini korumak için yetkilendirilmiş devlet birimi ve bu birime mensup bireyler'' anlamına gelmekte. Fakat kelimenin etimolojik kökenine gidersek, görüyoruz ki bugün Türkçede kullanımda olan ''polis'' kelimesi Yunancadan girmiştir ve tarihi köken itibariyle aslen ''şehir'' anlamına gelir.(9) Buradan hareketle söz konusu gazete manşetini yorumlamaya çalışırsak, mesela '' orada kastedilen aslında şehir hayatının vatandaşta ağır gelmesidir'' gibi bir mana çıkartırsak, ne kadar gülüç duruma düşeriz, öyle değil mi? Hanif dostlarımızın yaptıklarının işte bundan hiçbir farkı yok.
''Cin'' kelimesinin etimolojik köken olarak, ''görülmez, örtülü, gizli'' gibi anlamlara geldiğini, elbette bütün İslam alimleri de bilmekteydi. Fakat Kuran'da kastedilen ''cin'' sadece bu anlamlardan ibaret değil.
Nitekim, sadece geleneksel islami çevreler değil, örneğin Hayrettin Karaman gibi gayet ''modernist'' denilebilecek (ve geneleksel müslümanlardan bu yüzden bol bol eleştirilen) bir ilahiyat profesörünün de içinde bulunduğu uzman heyet, tefsirinde şöyle demektedir:
- ''Cin, sözlükte "örtmek, örtünmek, gizli kalmak" anlamındaki "cenne" fiilinden İsim olup "gizli, görünmeyen varlıklar" mânasına gelir, tekili "cinnî"dir. Terim olarak cin, ateşten yaratılmış, duyularla idrak edilemeyen, şuur ve irade sahibi, ilâhî emirlere uymakla yükümlü olan, insanlar gibi iyileri ve kötüleri bulunan varlık türünü ifade eder. Cin kelimesi gerek Kur'ân'da (22 yerde) gerekse diğer İslâmî kaynaklarda insan ve melek dışındaki üçüncü bir akıllı / şuurlu varlık türünün adı olarak kullanılmıştır.''(10)
Veya ''İlmin Işığında Asrın Kuran Tefsiri'' adında bir eser yazarak yöntemini/niyetini en baştan belli eden ve söz konusu eserde de bol bol ''modern'' anlamlar yükleyerek örneğin mucize icat etme peşinde olan bir Prof. Dr. Celal Yıldırım şöyle demektedir:
- ''Kur'ân-ı Kerîm'in 28 yerinde cinlerden söz edilmekte ve kısa bilgiler verilmektedir ki, hiçbirinin te'vîle tahammülü yoktur; yani kelime ve cümle olarak konulduğu mânaya açık biçimde delâlet etmekte ve başka bir yoruma imkân bırakmıyacak bir netlik arzetmektedir. O halde cin denilen mahlûk vardır.''(11)
5. Kuran'daki Cin
Cinlerden bahseden bazı Kuran ayetlerine bakalım:
- Zâriyât / 56
Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
Bu ayetten cinlerin, insandan farklı bir tür varlık olduğu anlaşılıyor. '' Cin ve ins kelimeleri burada aslında insanın iki farklı yönünü temsil etmektedir.'' şeklinde bir yorum çok saçma olur. Zira bu yoruma göre, ''insanları konu edinen diğer bir sürü ayette neden sadece ins geçmekte, acaba o ayetlerde insanın sadece bir yönü mü muhatab alınmakta'', gibi anlamsız soru ve sorunlarla karşı karşıya kalırız. Bununla birlikte bu ayetten de anlaşılıyor ki, cinler enerji filan değil, insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklardır, çünkü ''kulluk etsinler diye'' yaratılmıştır.
Aynı sonuçlar mesela şu ayetlerden de çıkartılabilir:
- En’âm / 130
Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi! Derler ki: "Kendi aleyhimize şahitlik ederiz." Dünya hayatı onları aldattı ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.
- A’râf / 38
Allah buyuracak ki: "Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin!"
- A’râf / 179
Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır.
- Hûd / 119
Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım" sözü yerini buldu.
- Secde / 13
Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, "Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye benden kesin söz çıkmıştır.
(Bu son dört ayetten çıkan sadist Tanrı tablosuna da dikkat!)
- Rahmân / 56
Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş güzeller var ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.
Veya şu ayete bakalım:
- Ahkâf / 29
Hani cinlerden bir gurubu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur'an'ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) "Susun" demişler, Kur'an'ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.
Eğer Kuran'da ''cin'' aslında insanın bir yönünü, ''ins'' ise diğer yönünü kastediyorsa, buradaki söz konusu topluluğun sadece o bir yönleri mi Kuran dinlemek için peygambere yöneltilmiş? Veya ''cin'' aslında ''enerji'' veya herhangi bir iradesiz nesne demek oluyorsa, bu ve bunun gibi ayetler iyiden saçma ve anlamsız olmuyor mu?
Veya:
- İsrâ / 88
De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”
''Cin insanın bir yönüdür'' veya ''enerjidir'' gibi uçuk yorumlara göre bu ayette kimle kim biraraya gelecek ve birbirine destek olacak?
Zaten Kuran'a göre insan ve cinlerin yaratılışı da farklıdır:
- Hicr / 26 - 27
Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık. Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.
- Rahman / 14 - 15
Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı. Cinleri öz ateşten yarattı.
Kehf/50'de ise İblis'in cinlerden olduğu söylenir:
- Kehf / 50
Hani biz meleklere: Âdem'e secde edin, demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir değişmedir! (12)
Cinlerin Süleyman'ın hizmetine verilmesi de meşhur hikayelerdendir:
- Neml / 17
Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı; hepsi birarada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.
Bu ayette ''cinlerden, insanlardan ve kuşlardan'' bahsedilmekte, üç ayrı ''alem'' veya üç ayrı tür varlık sıralanmakta. Eğer ''cin'' insanın bir yönü ise, ''kuşlar'' da mı insanın bir yönü?
Aynı Sure'nin devamında bir ayete bakalım:
- Neml / 39
Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.
17. ayette ''cinlerin, insanların ve kuşların'' Süleyman'ın hizmetine verildiği söyleniyor. Bu ayette ise, cinlerden birinin Süleymanla konuştuğundan bahsediliyor. ''Cin'' insanın bir yönü ise sadece o yönü mü konuştu Süleyman ile?
Bütün bu kıssaları tarihi vakıa olarak değil, mecazi anlatımlar olarak alsak bile, ''cin''i insanın bir yönü olarak alırsak, anlatımlar çok saçma, anlamsız, mantıksız kalıyor. Veya örneğin ''alt-ben, üst-ben ve kuşlar'' gibi bir sıralamadaki mantıksızlığı ve saçmalığı ''mecazdır, teşbihtir'' gibi iddialarla nasıl kurtaracağız?
- Sebe’ / 14
Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.
Bu ayette de cinlerin gaybı bilmediği söylenmekte. İnsan'ın bir yönü (alt-ben/üst-ben vs.) veya enerji gibi birşey kastedilmiş olsa, son derece gereksiz bir bilgi ve saçma bir ifade olurdu.
Yine aynı şekilde yukarda da gösterildiği gibi diğer ayetlerde Kuran öncesi Arapların cinlerin bazılarına tanrısallık atfetmeleri eleştirilmekte:
- En’âm / 100
Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa ki onları da Allah yaratmıştı. Bilgisizce O'na oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Haşa! O, onların ileri sürdüğü vasıflardan uzak ve yücedir.
- Sâffât / 158
Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
Veya şu ayete bakalım:
- Cin / 6
Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını arttırırlardı.
veya Cin Suresinin tamamına.
6. Başarısız Mecaz !
Yukarda Kurandaki ''cin'' kelimesini, insanın bir yönü (alt-ben, üst-ben, diğer-ben vs.) veya ''enerji'' gibi birşey olarak ''mecazi'' yorumlamanın ne kadar saçma olduğu gösterildi. Ama bir an farzedelim ki, Kuran'ı söyleyen zat gerçekten de aslında, insan haricinde, fakat bu dünyada yaşayan, görülmez, ama akıl, bilinç ve irade sahibi varlıkların olduğunu söylemek istemedi... Diyelim ki, bu zat gerçekten de ''cin'' kelimesini mecazi olarak kullandı ve aslında insan doğasına dair bazı bilgiler ve ahlaki dersler vermek istedi...
Eğer gerçekten böyleyse, o zaman bu zat demek ki, son derece yanlış bir yöntem izlemiş. O dönemdeki insanların bu manada kullandığı bir kelimeyi hiçbir açıklama getirmeden kullanarak, üstelik bu manayı pekiştirecek bunca laf ederek, tamamen bir başarısızlık örneği sergilemiş. Hiçbir aklı başında kişi, dinleyicilerinin/okuyucularının klasik manadaki cinlere inanmasını istemiyor olsaydı, bu kelimeyi bu şekilde kullanmazdı.
Zaten fiilen 1400 yıldır sıradan halktan en büyük İslam alimlerine kadar gelmiş geçmiş müslümanların tamamına yakınının klasik manada cin gibi varlıklara inanması -hala inanıyor olması- bu anlatımların ne denli başarısız olduğunu göstermekte (eğer murad edilen aslında bu değildi ise).
Sonsuz bilgi ve güç sahibi, mükemmel Yaratıcı'dan böylesi hatalar beklenemez... Ve aslında bu hata Muhammed'in kendisinden de beklenemez...
Ya Kuran'ı yazan/söyleyen zat gerçekten de klasik anlamda cinlerden, yani insandan farklı, ama aynı dünyada yaşayan, görülmeyen, ama akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklardan bahsetti... Ya da son derece başarısız, yanlış bir anlatım kullanarak fahiş hatalar yaparak, istemeden bu inancın pekişmesini ve bugünlere kadar gelebilmesini sağladı...
7. Sonuç
Kuran öncesi Araplar ''cin'' kelimesini bugünkü klasik anlamdaki cinler (insandan farklı, fakat bu dünyada yaşayan, görülmeyen, akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklar) olarak kullanmaktaydı.
Kuran bu kelimeyi kullanarak ve ''cahiliyedeki'' cin inancının bazı yanlış bulunan yönlerini eleştirerek bu varlıkları teyid etti.
''Cin'' kelimesini insanın bir yönü veya enerji vs. olarak yorumlayınca, ayetlerin hepsi -mecazi olarak aldığımızda bile- anlamsız, mantıksız, saçma kalıyor. Eğer Kuran'ın müellifi gerçekten de başka birşey kastettiyse, demek ki son derece başarısız bir anlatım kullanmış, ki bu mükemmel bir Yaratıcı'dan beklenemez (ve aslında Muhammed'den bile beklenemez).
Neresinden bakarsak bakalım, mecazi de yorumlasak, lafzi de yorumlasak, söz konusu ayetler ancak ''cin'' kelimesini klasik manada (insandan farklı, fakat bu dünyada yaşayan, görülmeyen, akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklar olarak) yorumladığımız zaman anlamlı olur.
Kuran işte bu tür varlıklardan bahsetmektedir. Buna inanan aklına ihanet etmiş olur. Ama inanç zincirinden kopamayıp, aklı kurtarmak adına Kuran'ı eğip bükerek bunun üstünü örtmeye çalışan hem aklına hem de kendi dinine ihanet etmiş olur.
saygılarımla
Kuran'a göre Cinler
Konu ulpian tarafından (15-04-2010 Saat 17:11 ) değiştirilmiştir.
|

24-01-2010, 13:24
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880
|
|
(1) ''Hanif'' kelimesi aslen (islami iddialara göre) Muhammed öncesi Araplarda ne Yahudilerden, ne Hıristiyanlardan, ne de müşriklerden olan ve İbrahim Peygamber geleneğini sürdürerek tek ve mutlak Tanrıya tapan, yani ''doğru yolda'' bulunanlar için kullanılır. Bu manasıyla Kuran'ın örneğin Bakara/135, Al-İmran/67 ayetlerinde de geçmektedir.
Günümüzde ''Hanif'' kelimesini, Kuran hariç başka hiçbir dini kaynak kabul etmeyen, hadisleri, tefsirleri, fukaha içtihatlarını topyekun reddeden, Kuran'a yeni, modernist, akılcıl yorumlar katmaya çalışan akım, kendisi için kullanmaktadır.
(Bu ''Hanif'' akım ile Ehli Sünnetin bir kolu olan ve Ebu Hanife'den gelen Hanefi mezhebi karıştırılmamalı.)
(2) Ali Osman Ateş,
Cinler Ve Büyü / Kur'an ve Hadislere Göre,
BEYAN YAYINLARI, İslâm Öncesi Toplumlarında Cin İnancı / 1- Cin Nedir?
(3) bkz. Fahruddin Er-Râzi,
Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb,
Akçağ Yayınları: 22/167-170 - Cin/1.
(4) bkz. ''Kuran'ın Evrensellik İddiası Yok''
(5) Ali Osman Ateş,
Cinler Ve Büyü / Kur'an ve Hadislere Göre, BEYAN YAYINLARI, İslâm Öncesi Toplumlarında Cin İnancı / 2- İslâm Öncesi Bazı Din ve Toplumlarda Cin İnancı / A- Câhiliye İnancında Cin
(6) Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/397-399. - Cin/1-3
(7) Ibn Warraq,
Warum ich kein Muslim bin (Neden Müslüman değilim),
Matthes&Seitz Berlin, 2. Baskı, S. 83 (metindeki çeviri bana ait).
(8) örn. bkz: Samuel Marinus Zwemer, The Influence of Animism on Islam: An Account of Popular Superstitions, S. 125-127
(9) Sevan Nişanyan,
Elifin Öküzü ya da Sürprizler Kitabı,
Adam Yayınları, S. 160-161
(10) Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/397-399 - Cin/1-3
(11) Celal Yıldırım,
İlmin Işığında Asrın Kuran Tefsiri,
Cin Suresi, Kitap Ve Sünnette Cinlerin Anılması
(12) ''İblis melek mi, cin mi?''
Kuran'da Cinler
Konu ulpian tarafından (15-04-2010 Saat 17:11 ) değiştirilmiştir.
|

24-01-2010, 13:37
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 07 Sep 2006
Mesajlar: 5.929
|
|
''Hicaz bölgesinde yaşayan Câhiliye Arapları, kendilerini çevreleyen tabiatın cinlerle dolu olduğuna ve bunların özel vasıtalarla kendi hizmetlerine alınabileceğine inanmaklaydılar. Yine bu devir halkı cinleri Allah'ın kızları saymaktaydılar. Onlara göre, çöller ve yüksek dağlar cinlerle doluydu. Yine onlara göre cinler, insan gibi özel bir cinsi teşkil eder, onlar gibi yeryüzüne dağılırlardı. Gövdeleri insanlarınkine benzemeyip, ateş veya havadan yaratılmışlardı. Onun için cinler insanın gözüne görünmezler, ancak pek nadir durumlarda görünürlerdi. Cinler, hayır ve şer işleri yapmaya da muktedir sayılırlardı. Bu sebeple onların teveccühünü kazanmak, onlara saygı göstermek ve ibâdet etmek gerekirdi. Her cinin belirli bir yeri olduğu ve kayaları, ağaçları, pulların içini mesken edindikleri kabul edilirdi. Her kabilenin veya bir kaç kabile topluluğunun özel bir cini, bir kayası, bir ağacı veya bir putu bulunur, bunun yanında belirli bir topluluk ikâmet eder ve dinî görevi yerine getirirdi. Aslında yalnız Araplar değil, bütün Sâmî uluslar, bu düşüncelerle ulu ağaçların, mağaraların, pınar başlarının ve büyük kaya parçalarının tekin yerler olmadığına ve ruhlarla, cinlerle meskûn olduğuna inanıyordu.''(5)ULPİAN
sevgili ulpian yukardaki inançlar islamın içine girdiği için' euğuzu billahi mineşşeytanirracim''
dine sokulmuştur ve basşlangıç noktası yapılmıştır kurana.
o zamanki arap bir beldeden. başka bir beldeye gitmek istediğinde ,gittiği belde sınırlarında
o bölgenin cinlerinden aman diler ve kendilerine kötülük yapmamalarıiçin yakarırdı.
işte arabın korktuğu cinler güya besmeleyle etkileri izale edilmek istenmiştir.
sorun cahil olman değil , kendini alim sanman
|

25-01-2010, 13:35
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880
|
|
ozgur_beyin´isimli üyeden Alıntı
sevgili ulpian yukardaki inançlar islamın içine girdiği için' euğuzu billahi mineşşeytanirracim''
dine sokulmuştur ve basşlangıç noktası yapılmıştır kurana.
o zamanki arap bir beldeden. başka bir beldeye gitmek istediğinde ,gittiği belde sınırlarında
o bölgenin cinlerinden aman diler ve kendilerine kötülük yapmamalarıiçin yakarırdı.
işte arabın korktuğu cinler güya besmeleyle etkileri izale edilmek istenmiştir.
|
çok haklısın sevgili ozgur_beyin,
Kuran inanılmaz bir oranda zamanın putpereset Arap hurafelerini devralmış ve muhafaza etmiş. Cinler de buna sadece bir örnek.
Ne var ki işte, en azından bu saçmalığın saçmalık olduğunu farkeden, ama inanç zincirinden de bir türlü kopamayan ''hanif'' ve diğer ''modernist'' müslümanlarımız, '' yok yahu, Kuran böyle acaip varlıklardan bahsetmemiştir, 'cin' derken de aslında enerji kastetmiştir veya insan doğasına dair ahlaki dersler vermek istemiştir, müslümanlar bunu hep yanlış anlamış'' gibi uçuk-kaçık yorumlarda bulunuyorlar. Cinlerin varlığına inanmaktan çok daha saçma bir tutum... İşte bu yorumların, Kuran metniyle karşılaştırdığımızda ne denli keyfi, tutarsız, yanlış ve metne aykırı olduğunu anlatmaya çalıştım.
saygılarımla
|

25-01-2010, 16:16
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 21 Dec 2009
Bulunduğu yer: Micronesia
Mesajlar: 1.406
|
|
Sevgili ulpian,
Öncelikle Emek verdiğin çalışman için teşekkür ederim.Yazında her ne kadar isim zikretmesende,
Hanif Düşünceye atfen yaptığın bir "Hanif dostlar" ifaden ile şahsımı işaret ettiğini görüyorum.
Dostluk karşılıklıdır.Onur duyarız...
Sevgili Ulpian Reddiye yazmak konusunda her geçen gün ustalaştığını sevinçle müşahade etmekteyim.
Lakin kendini tekrar ettiğini ve zaman zaman kendini "gülünç" durumlara düşürdüğünü "Dostca" belirtmeliyim.
Bilirsin ki Dost acı söyler;
Görünen o ki yavaş yavaş da olsa "Çok Boyutlu Düşünmeyi" öğreniyorsun.Mesafe katettiğimiz izlenim aldım.
Ancak hemen sevinmemelisin  çünkü aşağıda Alıntıladığım kısımlarda ciddi çelişkilerin bulunmakta...
Lisede ki Edebiyat derslerini sıkıcı bulduğunu ve haytalık yaptığını düşünüyorum.Teşbih,Mecaz,Tecaülül Arif,Hüsnü talil
gibi sanatlar büyük ihtimalle sana sıkıcı geldi ve kopya ile geçtin  .Buna karşın Matematik,Fizik ve Kimya notların iyiydi değil mi?
Çok boyutlu düşünme,Somut-Soyut geçişleri hayatın her alanında pürüzsüz sağlayabilmekle mümkündür.
Beynin Sol ön Lobu daha aktif olanlar somut düşünür;
Hem bilimsel hem de spiritüel kaynaklar iki türlü zihin olduğunu, başka bir deyişle insan beyninin sağ ve sol loblarının tamamen farklı çalıştığını söylüyor.
Özetle anlatmak gerekirse:
Beynin sol lobu yaratıcı değildir, teknik konularda kapasitelidir. Bir şeyi ancak öğrendikten sonra yapabilir. Mekaniktir.
Bu lob, muhakemenin, mantığın, matematiğin lobudur. Hesap, akıl ve düzenin kaynağıdır. Sağ lob ise bunun tam karşıtıdır. Rakamların değil, sözcüklerin, mantığın değil, duygunun lobudur.
Güzelliğe ve sevgiye duyarlıdır.Çocuk doğduğu zaman sağ lob işlemektedir, sol lob işlemez.
Sonra, dışarıdan aldığı bilgilerle sol lob da işlemeye başlar.
Aileden, toplumdan, okuldan öğrendikleriyle sol lob giderek daha çok aktive olur, enerji sağ lobdan sol loba kayar.
Eğitim sistemleri ve sahte Dincikler tamamen bundan ibarettir;
sol lobu destekleyip sağ lobu yok etme çabasıdır.
Yedi ile ondört yaşları arasında bu başarılır ve çocuk bir vatandaş haline gelir. Disiplini,dili, mantığı, düz yazıyı öğrenir.
Dikkat ederseniz Ed Din de bu sorumluluk alma yaşıdır...
Okulda rekabet etmeye başlar, egoist olur.
Güce, paraya ilgisi giderek artar ve daha da güçlü olabilmek için nasıl daha iyi eğitim alacağını düşünür, planlar yapar.
Ve tabii ki çevresi de onu destekler. Bu koşullarda sağ lob ancak uykudayken işler, bazen de uyuşturucu alındığında.
Batı’da uyuşturucunun bu kadar ilgi görmesinin tek nedeni eğitim sisteminin sağ lobu tamamen yok etmeyi başarmış olmasıdır.
Çünkü, Batı fazla eğitilmiştir, yani bir tarafa yüklenmiş, aşırıya kaçmıştır.Oysa Allah VUSTA yı seçin der. (Orta yol)
Uyuşturucunun çekiciliği, anında vites değiştirmesinden kaynaklanır. Enerji, sol lobdan sağ loba geçer ve
sahte bir mutluluk, coşku, rahatlama hali yaratır.
Zihin o denli aşırı bir uca itilmiştir ki duygusal yoksunluktan kaynaklanan bir isyan ihtiyacı doğmuştur ve insanlar;
sevginin, şiirin, doğanın ve ruha gerçek doyumu veren güzelliklerin eksikliğini uyuşturucu ile gidermeye çalışırlar.
Sevgili ulpian sanırım seninde şiirle aran pek iyi değil?  Ama bu şahsileştirmek bir yana Eğitim sistemimizin ciddi bir sorunu.
Sadece bizim sorunumuz da değil üstelik...Tüm Dünyanın/İnsanlığın sorunu...
İnsanlık bu kadar keyifsiz ve coşkusuz yaşamaya daha ne kadar devam edebilir sence ?
Durum ortada...Yetişkinler de mutsuz, çocuklar da. Elbette Uyuşturucu kullanmanı tavsiye etmiyorum...Sahi sen Dincikleri
zaten uyuşturucu olarak görüyordun dimi? O konuda aynı fikirdeyim...HANİF olmadıktan sonra O dincikler hayatını etkisi altına alır.
Haniflerde Sağ lob önplandadır...Bu elbette eğitimle mümkün...Ancak genel Eğitim sistemi sorunlu...
Sağ lobun işlemesine bu kadar karşı olan eğitim sistemi böyle mi kalmalı?
Çocuklara zihinlerinin iki lobunu da kullanmaları öğretilirse sorun çözülür. Hesap yapmaları gerektiğinde, yani ticarette ve iş yaşamında sol lob ne kadar gerekliyse hayatın tadını çıkarmak ve mutlu olmak için de sağ lob o kadar gereklidir.
Sağ lob nihaidir, sol lob ise bir araç. Sol lobun, sağ loba hizmet etmesi gerekir.SECDE etmesi gerek! (Umarım beynin tarafları nasıl eğilip secde eder diye sormazsın artık..) Şeytan etmemişti ya?
Amaç, mutlu olmaksa en önemli koşullardan biri budur diye düşünüyorum...
Şimdi gelelim takıldığın noktalara Sevgili ulpian;
|
Ulpian bey Diyor ki
1. Akıl ve Nakil Arasında Sıkışan Hanif Dostlar
Cinlerin, şeytanların, meleklerin varlığına -klasik müslüman tasavvurundaki şekliyle- inanmak, 2010 yılında artık epey bir gülünç durmakta. Birçok aklı başında müslüman da bunun elbette ki farkında. Ne var ki, bu doğaüstü varlıklardan sadece Hadislerde değil, bizzat Kuran'da da uzun uzun bahsedilmiş. Dolayısı ile, inanç zincirinden bir türlü kopamayan müslümanlara iki seçenek kalıyor: Ya bu doğaüstü varlıkların olduğuna kendini inandırmaya çalışacaksın ve aklına ihanet etmiş olacaksın. Ya da bir şekilde ilgili Kuran ayetlerini eğip bükerek, zorlama tevil ve yorumlarla, adeta kaba kuvvetle Kuran'da aslında bambaşka birşey kastedildiğini, 1400 yıl boyunca müslümanların tamamına yakını tarafından bunun yanlış anlaşıldığını savunacaksın. Ve hem aklına hem de kendi dinine ihanet edeceksin...
|
|
Hanif Düşünce ile UlulElbab Diyor ki
Burada daha ziyade İnkar ettiğiniz ve zaman zaman kıyasıya eleitirip hatta dalga geçtiğiniz 1400 yıllık islam anlayışına arka çıkıyor ve "1400 yıldır Alimlerin BiLE anlayamadığını siz mi anlıyorsunuz?
Eski köye yeni adet getiriyorsunuz tarzı yaklaşımınız tam bir tenakuz.
İşin ilginç yanı bire o "beğenmediğiniz" Ayetleri, yani Kuranı SAVUNUR Pozisyonuna geçmeniz.
Ayetleri " eğip-bükmek" ile itham etmenizi ise tam bir KOMEDİ.
Çünkü ancak DOĞRU şeyler eğip bükülür...Siz dolaylı olarak Ayetlerin Doğruluğunu tasdik ediyor ve beni eğip-bükmekle
itham ediyorsunuz?
Bu ise hafif bir ifade ile çifte standart diye tabir edilebilir.
İşin en ilgi çekici yanı aşağıda sırıtıyor...Son çare olarak Arap Bedevilerin anlayış tarzını bana kanıt olarak göstermeniz de
olayı kurtarmıyor...
Ama oraya gelmeden önce dilerseniz saçtığınız bazı incileri gelin birlikte toplayalım 
|
Çok boyutlu düşünmenizden vazgeçtim...sadece Düşünün yazarken onada razıyım...
ETİMOLOJİK kökene gitmeye ne gerek var mantığının tutulacak yeri yok..elde kalıyor..dökülüyor...
Özellikle verdiğiniz Gazete Manşeti ve Polis örneği tam bir felaket.
|
Ulpian bey Diyor ki
Klasik müslüman tasavvuru ile cin'in tanımı şöyle yapılabilir:
|
|
Ali Osman Ateşin kitabından ulpian Diyor ki
Cinler ''bedenleri ateş, hava, râyiha gibi maddelerden teşekkül etmiş, akıl ve irade sahibi, latîf, görünmez varlıklardır. Bu özeliklerinden dolayı da duyu organlarımızdan gizli bulunmaktadırlar.''
|
Sevgili ulpian,
Bu Ali Osman ne yapmış bçyle ya HU  katletmiş tüm sözcük,kelime ve kavram adına ne varsa...
Ben olsam gülmekten bu alıntıyı yapamazdım...
RAYİHA nedir? Reyhan kökünden gelir ve Baharat/Bitki ve son olarak koku anlamında kullanılır...
Şimdi bu zatı muhterem bir laf etmiş amma???
Birde benim hayal gücüme laf ediyorsun sevgili ulpian  Bu adam Cinleri ottan,baharattan birşey yapmış?
Üstelik LATİF ???
Latif=Lutuf sahibi..karşılık beklemeksizin veren, nazik ,kibar  Buna rağmen görünmez??
Ufak at be Ali Osman...Alıntılama böyle deli saçmalarını sevgili ulpian...
Yakışmıyor...
Ben Cinler yok diyorum, oysa siz var hemde cismen demeye getiriyorsunuz...Üstelik birde böyle alıntılarla?
Daha Klasik Cin tanımların ve Ayetlere geçemedim bile...
Maalesef Laptopumun şarjı dayanamadı ...
Devam edecek nasıl olsa Kardan dolayı bugün İstanbulda yolculuk uzuuun...
Saygı ve Sevgi ile...
|

25-01-2010, 16:23
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880
|
|
sayın UlulElbab,
emin olunuz ki, bu mesajınızı bana değil de bir başka üyeye yazsaydınız hemen ''ilgisiz iletiler'' başlığına alırdım. Hayatımda bu kadar ilgisiz ve alakasız bir cevap almamıştım. Mesajınızın ilk 4/5'i konuya dair hiçbir kelime içermiyor. Uzun uzun öğretmen edasıyla yine kişisel analizlere girmişsiniz. Son 1/5'inde de mesajımdaki asıl eleştirilerime en ufacık bir cevap vermeden geçiştirmişsiniz.
Kusura bakmayın ama, bu mesajınız forum kirinden başka birşey değil.
saygılarımla
|

25-01-2010, 17:04
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 21 Dec 2009
Bulunduğu yer: Micronesia
Mesajlar: 1.406
|
|
Sayın ulpian,
Oldukca kapsamlı bir yazı hazırlamışsınız,dolaysı ile henüz Giriş bölümünü okuduğunuz cevabi yazımı "forum kiri"olarak nitelendirmeniz çok acele edilmiş bir hakaret.
Üstelik psikolojik baskı altına almaya tenezzül etmeyide ihmal etmemişsiniz.
Aba altından sopa gösterme derler buna 
Yada size silmediğiniz ve editlemediğiniz için teşekkür mü etmeliyim acaba?
Aslında evet...Tahammül etmek bir erdemdir Sayın ulpian...
Ancak birazdan yazacağım Gelişme ve Sonuç bölümleri hakkında kara kara düşünüyorum doğrusu...
Özellikle DEVAM edeceğini belirtmiştim oysa...Ayetler bölümü işin uzun kısmı ve en ilginci olacaktı...
Dilerseniz hem bu mesajı hemde "forum kiri" ithamını içinde barındıran kendi mesajınızı ilgisizler kısmına atabilirsiniz.
Zaman konusunda ve tarzıma anlayış gösterirseniz biraz daha iyiliştirilmiş uslupla devam etmeyi düşünüyorum.
Sevgi ve Saygılarımla...
|

25-01-2010, 17:10
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880
|
|
Sayın UlulElbab,
siz ciddi ve de ne dediğinizin farkında mısınız?
Lütfen yukarda yazmış olduğunuz mesajın ilk 4/5'ini okur musunuz? Burası Cafe bölümü değil. Başlığın da bir konusu var. Öğretmen edasıyla ''küçükken şu notların kötüydü dimi'' (bu arada tahminleriniz de gerçekten yanlış  ), ''senin beyninin şu kısmı daha iyi çalışıyor, ama bak şu alanda sorunlusun...'' gibi ''analizler'' yapma yeri değil burası.
Bunu kızdığımdan veya kırıldığımdan söylemiyorum. Mesajınız konuyla ilgisiz ve tam bir forum kiri.
Lütfen devam edecekseniz, hatta genel olarak bu forumda devam edecekseniz ''kişilerle, kişiliklerle'' değil, sadece ve sadece fikirlerle uğraşınız, kendi tez, argüman ve yorumlarınızla...
saygılarımla
|

27-01-2010, 16:55
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 07 Aug 2009
Mesajlar: 243
|
|
Sayın ulpian,
İmansız geniş çevrelerce kabul edilecek bir yazı hazırlamışsınız. Teşekkürler.
ama çabanız nafile Ulpian,
Hanif kişiler topu ayaklarına dolamış kendi aralarında oynaşıyor, zaman kazanmaya çalışıyorlar. Bu zaman zarfında yeni stratejiler, oyun taktikleri geliştirmeye,
değişen şartlara ayak uydurma arayışındalar. Tarih boyunca olduğu gibi…..
Siz kabul etmeseniz de geniş imanlı çevrelerce kabul edilecek cevaplar hazırlanıyor. Sizin gözünüzde iman filitreli gözlük yok göresiniz, kabul edesiniz.
Cevaplar yakındır sayın Ulpian, Araştırıyorlar lütfen bekleyiniz.
-------------
İmanlı, hanif ve imansızın yürüdüğü bir yoldayız. İmanlı kişinin sorgulaması yasaklanmış, yalnızca bir adım ilerisini görebilecek yetenek verilmiş. Olsun o kadar, o yürümesi için gerekli.
İmanlı kişinin önünde hanif kişi var. Geridekine göre aklını kullanabildiğini, sorgulayabildiğini söylüyor. bir kaç adım önündeki imansızı ve daha ilerdeki bazı şeyleri de görebiliyor. bir adım atsa imansızın yanına varıp, onunla birlikte yürüyecek... Ama arkasındaki imansızdan ayrılmak, arayı açmak istemiyor. " Önde gidip eşit olacağıma geride kalıp lider olayım " diyor. bu yolda önde olma mücadelesi yok ki, önde olmak ne demek ki?
Hanif kişi aklını kullanıyor. Tıpkı Muhammed gibi. Onun için Muhammede önderimiz diyor. Muhammed de hanif di.
Hanif kişi imansızdan şikayetçi. Her zaman önde, her zaman yönü belirliyor. İmansızın geçtiği yollara, şartlara ayak uydurmak durumunda kalıyor. Yürüdükçe zor şartlarda peygamber getiriyor, onun verdiği gaz bile etkisini kaybediyor zamanla. Kendileri de itiraf etmiyorlar mı?
Öndeki imansız, çıkarsız yoluna devam ediyor. Geridekilere " gel yanıma, birlikte yürüyelim bu yolda kardeşçe " diyor. (bazı imansızlar bu kardeşlere yoldaş diyor)
Aradaki aklı kullanan bozuyor sesi, bu ifadelere yeni manalar yükleyerek aktarıyor imanlı kişiye. İmansızla aralarını açıyor. kızıyor imanlı. bi yakalasa *+-%*^4
Aslında düşünce olarak yok bir farkı imansızdan. Bir uzun atlama yapsa ulaşacak imansıza, yürüyecekler kardeşçe…. Onun bunun adamı olmadan, özgürce..….
hanif kişi ilerlemedikçe göremiyor birkaç adım ilerisini imanlı kişi. Yapamıyor bir uzun atlama. Göremiyor, korkuyor, düşerim diyor.
|

27-01-2010, 18:06
|
|
Denetimdeki Üye
|
|
Üyelik tarihi: 12 Dec 2009
Mesajlar: 115
|
|
ulpian´isimli üyeden Alıntı
6. Başarısız Mecaz !
Yukarda Kurandaki ''cin'' kelimesini, insanın bir yönü (alt-ben, üst-ben, diğer-ben vs.) veya ''enerji'' gibi birşey olarak ''mecazi'' yorumlamanın ne kadar saçma olduğu gösterildi. Ama bir an farzedelim ki, Kuran'ı söyleyen zat gerçekten de aslında, insan haricinde, fakat bu dünyada yaşayan, görülmez, ama akıl, bilinç ve irade sahibi varlıkların olduğunu söylemek istemedi... Diyelim ki, bu zat gerçekten de ''cin'' kelimesini mecazi olarak kullandı ve aslında insan doğasına dair bazı bilgiler ve ahlaki dersler vermek istedi...
Eğer gerçekten böyleyse, o zaman bu zat demek ki, son derece yanlış bir yöntem izlemiş. O dönemdeki insanların bu manada kullandığı bir kelimeyi hiçbir açıklama getirmeden kullanarak, üstelik bu manayı pekiştirecek bunca laf ederek, tamamen bir başarısızlık örneği sergilemiş. Hiçbir aklı başında kişi, dinleyicilerinin/okuyucularının klasik manadaki cinlere inanmasını istemiyor olsaydı, bu kelimeyi bu şekilde kullanmazdı.
Zaten fiilen 1400 yıldır sıradan halktan en büyük İslam alimlerine kadar gelmiş geçmiş müslümanların tamamına yakınının klasik manada cin gibi varlıklara inanması -hala inanıyor olması- bu anlatımların ne denli başarısız olduğunu göstermekte (eğer murad edilen aslında bu değildi ise).
Sonsuz bilgi ve güç sahibi, mükemmel Yaratıcı'dan böylesi hatalar beklenemez... Ve aslında bu hata Muhammed'in kendisinden de beklenemez...
Ya Kuran'ı yazan/söyleyen zat gerçekten de klasik anlamda cinlerden, yani insandan farklı, ama aynı dünyada yaşayan, görülmeyen, ama akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklardan bahsetti... Ya da son derece başarısız, yanlış bir anlatım kullanarak fahiş hatalar yaparak, istemeden bu inancın pekişmesini ve bugünlere kadar gelebilmesini sağladı...
7. Sonuç
Kuran öncesi Araplar ''cin'' kelimesini bugünkü klasik anlamdaki cinler (insandan farklı, fakat bu dünyada yaşayan, görülmeyen, akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklar) olarak kullanmaktaydı.
Kuran bu kelimeyi kullanarak ve ''cahiliyedeki'' cin inancının bazı yanlış bulunan yönlerini eleştirerek bu varlıkları teyid etti.
''Cin'' kelimesini insanın bir yönü veya enerji vs. olarak yorumlayınca, ayetlerin hepsi -mecazi olarak aldığımızda bile- anlamsız, mantıksız, saçma kalıyor. Eğer Kuran'ın müellifi gerçekten de başka birşey kastettiyse, demek ki son derece başarısız bir anlatım kullanmış, ki bu mükemmel bir Yaratıcı'dan beklenemez (ve aslında Muhammed'den bile beklenemez).
Neresinden bakarsak bakalım, mecazi de yorumlasak, lafzi de yorumlasak, söz konusu ayetler ancak ''cin'' kelimesini klasik manada (insandan farklı, fakat bu dünyada yaşayan, görülmeyen, akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklar olarak) yorumladığımız zaman anlamlı olur.
Kuran işte bu tür varlıklardan bahsetmektedir. Buna inanan aklına ihanet etmiş olur. Ama inanç zincirinden kopamayıp, aklı kurtarmak adına Kuran'ı eğip bükerek bunun üstünü örtmeye çalışan hem aklına hem de kendi dinine ihanet etmiş olur.
saygılarımla
|
Cin kelimesinin en belirgin manası, “örtülü” ve “gizli” demektir. Bu da, cinin duyu organlarından gizlenen bir varlık olduğunu ortaya koymaktadır.
Terim olarak ise, duyularla idrak edilemeyen, insanlar gibi şuur ve iradeye sahip bulunan, ilahi emirlere uymakla yükümlü tutulan ve mümin ile kafir guruplardan oluşan bir varlık türü anlamına gelmektedir. 1.
Cahiliye dönemi Araplarının meleklere de cin dedikleri bilinmektedir.
onların dumansız, halis, öz ateşten ve/veya yakıp kavurucu alevli bir ateşten yaratıldıkları ifade edilmektedir. 2.
hadisi şerif vardır ki; Peygamberimiz (s.a.v), meleklerin nurdan, cinlerin de alevli bir ateşten yaratıldıklarını haber vermiştir. 3.
KAYNAK;
1. TDV. İslam Ansiklopedisi, VIII, “Cin” Maddesi, s. 5.
2. Rahman, 55/15; A’raf, 7/11-12; Hicr, 15/27; Sâd, 38/75-76.
3.Müslim, Zühd, 60.
|
|
Etiket
|
büyü, çin, cinler, fal, keramet, kur'an, kuran, melek, sihir, İblis, şeytan  |
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:08 .
|