Arapoğlunun yavelerini Türkoğullarına öğretmek için Kuranı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler.
Adam ille de budalalık edip aldanacağım diyorsa elden ne gelir ki? Arapça bilmez, Türkçe'den okumaz, hocaefendi'nin paket programı bana yeter der, ondan sonra da "kendisine "okur" diye takma isim alır. Sen okusan ne yazar, okumasan ne yazar.
Bu tipleri yetiştirenler eserleri ile iftihar etsinler.
Bundan oniki sene evvel işittim ki, en dehşetli ve muannid bir zındık Kur'an'a karşı suikasdını tercümesiyle yapmağa başlamış ve demiş ki: "Kur'an tercüme edilsin, tâ , ne mal olduğu bilinsin." Yâni lüzumsuz tekraratı herkes görsün ve tercümesi O'nun yerinde okunsun diye dehşetli bir plân çevirmiş. Fakat Risale-i Nur'un cerhedilmez hüccetleri kat'i isbat etmiş ki; "Kur'an'ın hakiki tercümesi kabil değil ve lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabî yerinde Kur'an'ın meziyetlerini ve nüktelerini başka lisan muhafaza edemez ve herbir harfi, on adetten bine kadar sevab veren kelimat-ı Kur'aniyenin mu'cizâne ve cem'iyetli tâbirlerinin yerini beşerin âdî ve cüz'i tercümeleri tutamaz. O'nun yerinde câmilerde okunmaz." diye Risale-i Nur her tarafta intişariyle o dehşetli plânı akim bıraktı.